<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Anadolu Forum - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://anadoluforum.10tl.net/</link>
		<description><![CDATA[Anadolu Forum - http://anadoluforum.10tl.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 02:47:31 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[70 lv satılık çar ]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1185</link>
			<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 11:40:21 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1185</guid>
			<description><![CDATA[metin2 de 70 lv savascı zihinsel çar satılır ilgilenen pm atsın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[metin2 de 70 lv savascı zihinsel çar satılır ilgilenen pm atsın]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[keylogger çesitleri ve özellikleri ]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1184</link>
			<pubDate>Mon, 05 Mar 2012 16:34:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1184</guid>
			<description><![CDATA[evet arkadaslar bu anlatıcaklarım kesinlikle alıntı degildir %100 kendi anlatımımdır<br />
<br />
simdi sizlere ramazan aydın farkıyla hackerlig dersleri vercem<br />
<br />
simdi hackerligi ilk baslayınca öyle hemen site hacklicem söyle yapcam böyle yapcam demeyin ilk kolay hackleri ögrenin sonra zora dogru ginin<br />
<br />
simdi size sifre kırmanın en kolay yönü olan keylogger ile sifre kırmayı anlatacagım<br />
<br />
öncelikle keylogger nedir onu anlatayım keylogger bir virüs çesitidir bu virüs bir bilgisayara bılastıgı zaman o bilgisayarda girilen tüm sifreleri msn konusmalarını basılan tüm tusları kaydeder<br />
<br />
simdi çok farkli farklı keylogger çesitlkeri var en güzel olanları anlatacagım ve link verecegim<br />
<br />
1)ardamax keylogger<br />
2casus007<br />
3)evil keylogger<br />
4)eslogger<br />
<br />
1)simdi en güzel keylogger seçiti ardamax keylogger dir ve tek karekter sorunu olmayan keylogerdir ben en çok onu kullanıyorum bu keyloggerin diger keyloggerlerden ayıran özelligi resim ve wepcam görüntülerinide almasıdır bu keyloggeri resim video mp3 gibi seylerle birlestire bilirsiniz kurbanı kandırması daha kolay olur<br />
<br />
kurulum için saatin yanında keyloggerin görüntüsü var oraya ters tıklayın uzaktan kuruluma tıklayın zaten türkçe burdan sonraki yerleri kendiniz yaparsınız kurul bittikten sonra keyloggerin serverini kimin pc sini atmak istiyorsanız ona oyun hilesi,program vb gibi seylerle kandırın indirmesini söyleyin<br />
<br />
2)casus007 bu keyloggerde çok güzel ama bunu kurbanın pc sine gönderemezsiniz sadece kendi bilgisayarınızda olan ları kaydeder<br />
arkadasınız,kardesiniz,babanızın,******zin çocukarınızın sifrelerini kıra bilirsiniz<br />
<br />
mesela arkadasınızı çagırır sınız facebook una bi girsene dersiniz oda girer sifresini kırarsınız bu keyloggerinde resim alma özelligi vardır<br />
<br />
<br />
tek dej avantajı karsı pc ye gönderilmemesi vede ingilizce olması<br />
<br />
3)evillogger bu keyloggerde güzel keylogger ama suan bunun linkini hiç biryerde bulamazsınız çünkü bu keyloggeri yapan evill kardesimiz linkleri kaldırdı ben önceden indirmistim ordan upload edip sizlerle paylasacagım<br />
<br />
bu keylogerin resim olma gibi bi özellligi yoktur ama sifre kırmak için isinizi görür<br />
<br />
4)eslogger bu keyloggeri hiç kullanmadım onun için özelliklerini anlatamicam ama kullanan doslarım var onların söylediklerine göre güzel keylogger<br />
<br />
ardamax keylogger indirmek için tıklayın<br />
casus007 indirmek için tıklayın<br />
evillogger indirmek için linke tıklayın<br />
eslogger indirmek için tıklayın]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[evet arkadaslar bu anlatıcaklarım kesinlikle alıntı degildir %100 kendi anlatımımdır<br />
<br />
simdi sizlere ramazan aydın farkıyla hackerlig dersleri vercem<br />
<br />
simdi hackerligi ilk baslayınca öyle hemen site hacklicem söyle yapcam böyle yapcam demeyin ilk kolay hackleri ögrenin sonra zora dogru ginin<br />
<br />
simdi size sifre kırmanın en kolay yönü olan keylogger ile sifre kırmayı anlatacagım<br />
<br />
öncelikle keylogger nedir onu anlatayım keylogger bir virüs çesitidir bu virüs bir bilgisayara bılastıgı zaman o bilgisayarda girilen tüm sifreleri msn konusmalarını basılan tüm tusları kaydeder<br />
<br />
simdi çok farkli farklı keylogger çesitlkeri var en güzel olanları anlatacagım ve link verecegim<br />
<br />
1)ardamax keylogger<br />
2casus007<br />
3)evil keylogger<br />
4)eslogger<br />
<br />
1)simdi en güzel keylogger seçiti ardamax keylogger dir ve tek karekter sorunu olmayan keylogerdir ben en çok onu kullanıyorum bu keyloggerin diger keyloggerlerden ayıran özelligi resim ve wepcam görüntülerinide almasıdır bu keyloggeri resim video mp3 gibi seylerle birlestire bilirsiniz kurbanı kandırması daha kolay olur<br />
<br />
kurulum için saatin yanında keyloggerin görüntüsü var oraya ters tıklayın uzaktan kuruluma tıklayın zaten türkçe burdan sonraki yerleri kendiniz yaparsınız kurul bittikten sonra keyloggerin serverini kimin pc sini atmak istiyorsanız ona oyun hilesi,program vb gibi seylerle kandırın indirmesini söyleyin<br />
<br />
2)casus007 bu keyloggerde çok güzel ama bunu kurbanın pc sine gönderemezsiniz sadece kendi bilgisayarınızda olan ları kaydeder<br />
arkadasınız,kardesiniz,babanızın,******zin çocukarınızın sifrelerini kıra bilirsiniz<br />
<br />
mesela arkadasınızı çagırır sınız facebook una bi girsene dersiniz oda girer sifresini kırarsınız bu keyloggerinde resim alma özelligi vardır<br />
<br />
<br />
tek dej avantajı karsı pc ye gönderilmemesi vede ingilizce olması<br />
<br />
3)evillogger bu keyloggerde güzel keylogger ama suan bunun linkini hiç biryerde bulamazsınız çünkü bu keyloggeri yapan evill kardesimiz linkleri kaldırdı ben önceden indirmistim ordan upload edip sizlerle paylasacagım<br />
<br />
bu keylogerin resim olma gibi bi özellligi yoktur ama sifre kırmak için isinizi görür<br />
<br />
4)eslogger bu keyloggeri hiç kullanmadım onun için özelliklerini anlatamicam ama kullanan doslarım var onların söylediklerine göre güzel keylogger<br />
<br />
ardamax keylogger indirmek için tıklayın<br />
casus007 indirmek için tıklayın<br />
evillogger indirmek için linke tıklayın<br />
eslogger indirmek için tıklayın]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[gta san at eşek modu indir]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1183</link>
			<pubDate>Sun, 14 Aug 2011 07:11:45 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1183</guid>
			<description><![CDATA[indirmek için tıklayın <br />
<br />
mod u anlatmama gerek yok videosunu izleyin bakın <br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=9PHQabLGSjM" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=9PHQabLGSjM</a><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><img src="images/attachtypes/zip.gif" border="0" alt=".zip" />&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=1" target="_blank">gta san at eşek modu.zip</a> (Boyut: 651 bytes / İndirilme: 10)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[indirmek için tıklayın <br />
<br />
mod u anlatmama gerek yok videosunu izleyin bakın <br />
<a href="http://www.youtube.com/watch?v=9PHQabLGSjM" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=9PHQabLGSjM</a><br /><!-- start: postbit_attachments_attachment -->
<br /><img src="images/attachtypes/zip.gif" border="0" alt=".zip" />&nbsp;&nbsp;<a href="attachment.php?aid=1" target="_blank">gta san at eşek modu.zip</a> (Boyut: 651 bytes / İndirilme: 10)
<!-- end: postbit_attachments_attachment -->]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dallas'tan Dev Adım]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1165</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 20:24:41 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1165</guid>
			<description><![CDATA[NBA final serisi beşinci maçında Dallas Mavericks, Miami Heat'i 112-103 yenerek seride 3-2 öne geçti.<br />
<br />
American Airlines Center'da oynanan müsabakada Dallas'ta Dirk Nowitzki 29 sayı- 6 ribaund- 3 asistle maça damga vururken, Jason Terry 21 sayı- 6 ribaund- 4 asist, Jose Juan Barea 17 sayı- 2 ribaund- 5 asist, Jason Kidd 13 sayı- 2 ribaund- 6 asist- 3 top çalma, Tyson Chandler 13 sayı- 7 ribaund- 2 blokla oynadı.<br />
<br />
Miami'de ise LeBron James 17 sayı- 10 ribaund- 10 asistlik performansıyla triple-double yapmasına rağmen mağlubiyete engel olamazken, Dwyane Wade 23 sayı- 2 ribaund- 8 asist- 2 top çalma, Chris Bosh 19 sayı- 10 ribaund- 4 asist, Mario Chalmers 15 sayı- 4 ribaund- 2 asist, Udonis Haslem 10 sayı- 5 ribaundla maçı tamamladı.<br />
<br />
Dallas'ın 3-2 üstünlüğüyle devam eden serinin 6. maçı 13 Haziran Pazartesi sabahı TSİ 03:00'te American Airlines Arena'da oynanacak. Miami, şampiyonluk iddiasını sürdürebilmek için evinde oynayacağı 6. maçı kazanmak zorunda. Mavericks ise müsabakadan galip ayrılması halinde şampiyonluğunu ilan edecek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[NBA final serisi beşinci maçında Dallas Mavericks, Miami Heat'i 112-103 yenerek seride 3-2 öne geçti.<br />
<br />
American Airlines Center'da oynanan müsabakada Dallas'ta Dirk Nowitzki 29 sayı- 6 ribaund- 3 asistle maça damga vururken, Jason Terry 21 sayı- 6 ribaund- 4 asist, Jose Juan Barea 17 sayı- 2 ribaund- 5 asist, Jason Kidd 13 sayı- 2 ribaund- 6 asist- 3 top çalma, Tyson Chandler 13 sayı- 7 ribaund- 2 blokla oynadı.<br />
<br />
Miami'de ise LeBron James 17 sayı- 10 ribaund- 10 asistlik performansıyla triple-double yapmasına rağmen mağlubiyete engel olamazken, Dwyane Wade 23 sayı- 2 ribaund- 8 asist- 2 top çalma, Chris Bosh 19 sayı- 10 ribaund- 4 asist, Mario Chalmers 15 sayı- 4 ribaund- 2 asist, Udonis Haslem 10 sayı- 5 ribaundla maçı tamamladı.<br />
<br />
Dallas'ın 3-2 üstünlüğüyle devam eden serinin 6. maçı 13 Haziran Pazartesi sabahı TSİ 03:00'te American Airlines Arena'da oynanacak. Miami, şampiyonluk iddiasını sürdürebilmek için evinde oynayacağı 6. maçı kazanmak zorunda. Mavericks ise müsabakadan galip ayrılması halinde şampiyonluğunu ilan edecek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Formula 1'i Tanıyalım !]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1164</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 20:17:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1164</guid>
			<description><![CDATA[Formula 1'de Kasklar<br />
<br />
<br />
<br />
Formula 1 yarışlarıında en önemli güvenlik araçlarından birisi de pilotların kasklarıdır. 1970 ve 1980'ler pilotların kullandığı kasklara temel olarak yakınlık gösterse de temelini oluşturan dizayn ve yapılış teknolojisi geçen yılarla birlikte radikal bir değişikliğe uğradı.<br />
1985 yılının sonlarında tipik bir Formula 1 kaskının ağırlığı 2 kg'dı. Yüksek G-kuvveti altında ya da yavaşlama esnasında genel olarak ağırlığı ciddi şekilde artıyor. Bu yüzden kaza anında kafa ve omurganın şiddetle sarsılmasından ileri gelen travma riski artıyor. Baş ve boyun travmaları sürücünün yaralanmasına yol açabilecek en büyük sakatlanma riski olarak tanımlanır. Kask üreticilerinin önemle durduğu nokta kask kütlesini azaltmak bunun yanında darbelere karşı direncini ve dayanıklılığını arttırmak bir diğer önemli nokta.<br />
Günümüz Formula 1 kaskları ise son derece dayanıklı ve mümkün olduğunda hafif üretiliyorlar, şu anda yaklaşık ağırlığı 1.25 kg. Kasklar birbirinden ayrılan bir çok yapıdan oluşur, dayanıklılık ve esneklik sunar (hayati sayılabilecek durumlarda darbenin etkisini absorbe eder). Dıştaki yüzeyi iki tabakadan oluşur, karbon fiber üzerine fiber tavkiyeli reçine ile kaplanır. Çok güçlü bir plastikten yapılan bu form aynı şekilde kurşun geçilmez yeleklerin yapımındaki materyallerden oluşur. Çok yumuşak olan doforme olabilen katman plastik tabanlı polyesterden üretilir. Yanmaz olan bu materyaller aynı şekilde pilotun tulumu ve eldivenleri için de kullanılır.<br />
Vizör ise özel şeffaf polikarbonattan üretiliyor, darbelere karşı kusursuz bir koruma, ateşe karşı dayanaklılık ve görüş netliği kusursuz bir şekilde kombine edilmiş bir yapıya sahiptir. Birçok pilot hafif renkli vizör kullanır, bu vizörler özellikle yağışlı hava koşullarında etkilidir ve buharlaşmayı önleyen bir kimyasal yapıya sahiptir. Vizörün yüzeyi çizilmeyi engellemek amacıyla birkaç kat şeffaf materyaller kaplanır. Pilotlar yarış esnasında kirlenen yüzeyi söküp atarak yeni ve temiz bir görünüm elde edebilme imkanına sahip oluyorlar.<br />
Son sezonlarda kaskların yapısı daha yavaş bir şekilde gelişm gösteriyor, aerodinamik etkinlikten daha fazla yararlanılmaya çalışılıyor. Motor hava girişinin hemen ön kısmına konumlandırılmış olan kasklar, aerodinamik anlamda azalan drag etkisini yürütmeye yardımcı olmak iadına gittikçe düzenleniyor.<br />
Kask tasarımları ayrıca pilota havalandırma sağlamalıdır. Bu sebepten yola çıkılarak birçok farklı havalandırma girişine sahiptir. Pist üzerindeki parçacıkların içeri girmesini önlemek için bu hava girişlerine özel filitreler yerleştirilir.<br />
Yapısında çok fazla teknoloji kullanılmasına rağmen Formula 1 kaskları hala elle boyanmakta ve inanılmaz bir yetenek ve yüzlerce çalışma saati gerektiren oldukça karmaşık desenler ve dizaynlar kullanılır. Sezon boyunca pilotların çoğu birkaç kez kaskları yeniden gözden geçirirler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Formula 1'de Kasklar<br />
<br />
<br />
<br />
Formula 1 yarışlarıında en önemli güvenlik araçlarından birisi de pilotların kasklarıdır. 1970 ve 1980'ler pilotların kullandığı kasklara temel olarak yakınlık gösterse de temelini oluşturan dizayn ve yapılış teknolojisi geçen yılarla birlikte radikal bir değişikliğe uğradı.<br />
1985 yılının sonlarında tipik bir Formula 1 kaskının ağırlığı 2 kg'dı. Yüksek G-kuvveti altında ya da yavaşlama esnasında genel olarak ağırlığı ciddi şekilde artıyor. Bu yüzden kaza anında kafa ve omurganın şiddetle sarsılmasından ileri gelen travma riski artıyor. Baş ve boyun travmaları sürücünün yaralanmasına yol açabilecek en büyük sakatlanma riski olarak tanımlanır. Kask üreticilerinin önemle durduğu nokta kask kütlesini azaltmak bunun yanında darbelere karşı direncini ve dayanıklılığını arttırmak bir diğer önemli nokta.<br />
Günümüz Formula 1 kaskları ise son derece dayanıklı ve mümkün olduğunda hafif üretiliyorlar, şu anda yaklaşık ağırlığı 1.25 kg. Kasklar birbirinden ayrılan bir çok yapıdan oluşur, dayanıklılık ve esneklik sunar (hayati sayılabilecek durumlarda darbenin etkisini absorbe eder). Dıştaki yüzeyi iki tabakadan oluşur, karbon fiber üzerine fiber tavkiyeli reçine ile kaplanır. Çok güçlü bir plastikten yapılan bu form aynı şekilde kurşun geçilmez yeleklerin yapımındaki materyallerden oluşur. Çok yumuşak olan doforme olabilen katman plastik tabanlı polyesterden üretilir. Yanmaz olan bu materyaller aynı şekilde pilotun tulumu ve eldivenleri için de kullanılır.<br />
Vizör ise özel şeffaf polikarbonattan üretiliyor, darbelere karşı kusursuz bir koruma, ateşe karşı dayanaklılık ve görüş netliği kusursuz bir şekilde kombine edilmiş bir yapıya sahiptir. Birçok pilot hafif renkli vizör kullanır, bu vizörler özellikle yağışlı hava koşullarında etkilidir ve buharlaşmayı önleyen bir kimyasal yapıya sahiptir. Vizörün yüzeyi çizilmeyi engellemek amacıyla birkaç kat şeffaf materyaller kaplanır. Pilotlar yarış esnasında kirlenen yüzeyi söküp atarak yeni ve temiz bir görünüm elde edebilme imkanına sahip oluyorlar.<br />
Son sezonlarda kaskların yapısı daha yavaş bir şekilde gelişm gösteriyor, aerodinamik etkinlikten daha fazla yararlanılmaya çalışılıyor. Motor hava girişinin hemen ön kısmına konumlandırılmış olan kasklar, aerodinamik anlamda azalan drag etkisini yürütmeye yardımcı olmak iadına gittikçe düzenleniyor.<br />
Kask tasarımları ayrıca pilota havalandırma sağlamalıdır. Bu sebepten yola çıkılarak birçok farklı havalandırma girişine sahiptir. Pist üzerindeki parçacıkların içeri girmesini önlemek için bu hava girişlerine özel filitreler yerleştirilir.<br />
Yapısında çok fazla teknoloji kullanılmasına rağmen Formula 1 kaskları hala elle boyanmakta ve inanılmaz bir yetenek ve yüzlerce çalışma saati gerektiren oldukça karmaşık desenler ve dizaynlar kullanılır. Sezon boyunca pilotların çoğu birkaç kez kaskları yeniden gözden geçirirler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mosley Bahreyn'e Karşı]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1163</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 20:16:29 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1163</guid>
			<description><![CDATA[Uluslararası Otomobil Federasyonu'nun (FIA) eski başkanı Max Mosley, iç çatışmalara sahne olan Bahreyn'in Formula 1'de sezon yarışlarına tekrar dahil edilmesini eleştirdi ve bu kararın spor açısından büyük bir bedele mal olabileceği uyarısında bulundu.<br />
<br />
Mosley, Sunday Telegraph gazetesindeki yazısında, alınan bu kararla Bahreyn’deki olumsuz gelişmelere ortak olunduğunu belirtti ve yarışın yapılmasına karar verilmesiyle akıllardan çıkmayacak bir hataya imza atıldığını kaydetti.<br />
<br />
Karardan geri dönülmesi için çağrıda bulunan Mosley, aksi takdirde Formula 1’in büyük bir zarara uğrayacağını kaydetti.<br />
<br />
FIA, şiddet olayları gerekçe gösterilerek mart ayında ertelenen Bahreyn ayağının, 30 Ekim’de yapılmasına karar verildiğini duyurmuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uluslararası Otomobil Federasyonu'nun (FIA) eski başkanı Max Mosley, iç çatışmalara sahne olan Bahreyn'in Formula 1'de sezon yarışlarına tekrar dahil edilmesini eleştirdi ve bu kararın spor açısından büyük bir bedele mal olabileceği uyarısında bulundu.<br />
<br />
Mosley, Sunday Telegraph gazetesindeki yazısında, alınan bu kararla Bahreyn’deki olumsuz gelişmelere ortak olunduğunu belirtti ve yarışın yapılmasına karar verilmesiyle akıllardan çıkmayacak bir hataya imza atıldığını kaydetti.<br />
<br />
Karardan geri dönülmesi için çağrıda bulunan Mosley, aksi takdirde Formula 1’in büyük bir zarara uğrayacağını kaydetti.<br />
<br />
FIA, şiddet olayları gerekçe gösterilerek mart ayında ertelenen Bahreyn ayağının, 30 Ekim’de yapılmasına karar verildiğini duyurmuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Karışık]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1162</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 18:08:23 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1162</guid>
			<description><![CDATA[Selam Arkadaslar Isinize yarayacak hack programlari<br />
<br />
Icindekiler<br />
<br />
1.DepReM v1.0<br />
<br />
2.dr.Dos<br />
<br />
3.Msn Dondurucu<br />
<br />
4.Msn_Tools<br />
<br />
5.yıkıcı<br />
<br />
6.dr.CoDeR - Freezer<br />
<br />
7.FreezeR<br />
<br />
8.Msn Freezer_aWeSoMe.<br />
<br />
9.StartBtn<br />
<br />
<a href="http://www.boxca.com/v1nkkwbmmtni/Ares.rar.html" target="_blank"><span style="font-size: large;">Download için Tıklayın</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selam Arkadaslar Isinize yarayacak hack programlari<br />
<br />
Icindekiler<br />
<br />
1.DepReM v1.0<br />
<br />
2.dr.Dos<br />
<br />
3.Msn Dondurucu<br />
<br />
4.Msn_Tools<br />
<br />
5.yıkıcı<br />
<br />
6.dr.CoDeR - Freezer<br />
<br />
7.FreezeR<br />
<br />
8.Msn Freezer_aWeSoMe.<br />
<br />
9.StartBtn<br />
<br />
<a href="http://www.boxca.com/v1nkkwbmmtni/Ares.rar.html" target="_blank"><span style="font-size: large;">Download için Tıklayın</span></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[osman01]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1161</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 18:01:19 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1161</guid>
			<description><![CDATA[Multi Açmak<br />
<br />
1 Gün Ban !]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Multi Açmak<br />
<br />
1 Gün Ban !]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[osman02]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1160</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 18:01:15 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1160</guid>
			<description><![CDATA[Multi<br />
<br />
Süresiz Banned !]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Multi<br />
<br />
Süresiz Banned !]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mona Lisa'nın Gözündeki Rakamlar !]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1159</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 14:11:08 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1159</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;">Mona Lisa inceleyen sanat tarihçileri, ünlü eserin<br />
gözlerinde harf ve rakamlar yer aldığını fark ettiler.<br />
</span></span><br />
<br />
    Günümüzde kullanılan yüksek büyütme yöntemiyle tablo incelenirken, Mona Lisa'nın göz bebeklerini kaplayan koyu boyada minik harf ve rakamların gizlendiği ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
<img src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2010/12/13/da-vinci-nin-sifreleri-gercek-oldu--1022455.Jpeg" border="0" alt="[Resim: da-vinci-nin-sifreleri-gercek-oldu--1022455.Jpeg]" /><br />
<br />
<br />
    Uzmanlar, zor seçilen bu harf ve rakamların gerçek birer "Da Vinci şifresi" olabileceğini söylüyor.<br />
<br />
    Yazar Dan Brown'ın dünyada fırtınalar koparan kitabı "Da Vinci Şifresi"nde de Mona Lisa'nın Kutsal Kase'ye ait kimi sırları barındırdığı yazıyordu.<br />
<br />
    Bu gizemli harf ve rakamları keşfeden kişi olan İtalyan Ulusal Kültürel Miras Komitesi'nin başkanı Silvano Vincetti, "Çıplak gözle bakıldığında bu sembolleri göremiyorsunuz, ancak eğer bir büyüteçle kesinlikle görülür hale geliyorlar." açıklamasını yaptı ve ekledi:<br />
<br />
    "Sağ gözde, Leonardo da Vinci'nin ismini sembolize eden LV harfleri yer alıyor. Sol gözde de kimi semboller var ancak bunlar o kadar belirgin değil."<br />
<br />
    "Ne olduklarını çıkartabilmek pek kolay değil, CE harfleri ya da B harfi olabilir."<br />
<br />
    "Arka plandaki köprünün kemerinde de 72 rakamı ya da L harfi ve 2 rakamı seçilebiliyor."<br />
<br />
    "Tablonun neredeyse 500 yıllık olduğu gözönüne alınırsa, bu sembollerin ilk çizildiği zamanki kadar keskin ve belirgin olmaması anlaşılabilir bir durum."<br />
<br />
    "Yaptığımız ön incelemeler, bunların birer hata olmadığını ve ressam tarafından tabloya eklendiklerini gösteriyor."<br />
<br />
    Bir komite üyesinin antika dükkanında bulduğu kitapta Mona Lisa'nın gözlerinde yer alan sembollerden bahsedildiğini görmesiyle başlatılan araştırma şimdilik sonuç vermiş gibi görünüyor.<br />
<br />
    Vinceti, "Da Vinci'nin Mona Lisa'ya özel bir değer verdiğini biliyoruz ve hatta son yıllarında tabloyu gittiği her yere beraberinde götürdüğü de biliniyor." diyor ve şöyle devam ediyor:<br />
<br />
    "Da Vinci'nin gizemli bir insan olduğu ve çalışmalarında kullandığı sembollerle kimi mesajlar ilettiği de bilinen bir gerçek. Bütün bu semboller belki de, tablodaki gizemli kişiye bir aşk mesajıydı."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: large;">Mona Lisa inceleyen sanat tarihçileri, ünlü eserin<br />
gözlerinde harf ve rakamlar yer aldığını fark ettiler.<br />
</span></span><br />
<br />
    Günümüzde kullanılan yüksek büyütme yöntemiyle tablo incelenirken, Mona Lisa'nın göz bebeklerini kaplayan koyu boyada minik harf ve rakamların gizlendiği ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
<img src="http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2010/12/13/da-vinci-nin-sifreleri-gercek-oldu--1022455.Jpeg" border="0" alt="[Resim: da-vinci-nin-sifreleri-gercek-oldu--1022455.Jpeg]" /><br />
<br />
<br />
    Uzmanlar, zor seçilen bu harf ve rakamların gerçek birer "Da Vinci şifresi" olabileceğini söylüyor.<br />
<br />
    Yazar Dan Brown'ın dünyada fırtınalar koparan kitabı "Da Vinci Şifresi"nde de Mona Lisa'nın Kutsal Kase'ye ait kimi sırları barındırdığı yazıyordu.<br />
<br />
    Bu gizemli harf ve rakamları keşfeden kişi olan İtalyan Ulusal Kültürel Miras Komitesi'nin başkanı Silvano Vincetti, "Çıplak gözle bakıldığında bu sembolleri göremiyorsunuz, ancak eğer bir büyüteçle kesinlikle görülür hale geliyorlar." açıklamasını yaptı ve ekledi:<br />
<br />
    "Sağ gözde, Leonardo da Vinci'nin ismini sembolize eden LV harfleri yer alıyor. Sol gözde de kimi semboller var ancak bunlar o kadar belirgin değil."<br />
<br />
    "Ne olduklarını çıkartabilmek pek kolay değil, CE harfleri ya da B harfi olabilir."<br />
<br />
    "Arka plandaki köprünün kemerinde de 72 rakamı ya da L harfi ve 2 rakamı seçilebiliyor."<br />
<br />
    "Tablonun neredeyse 500 yıllık olduğu gözönüne alınırsa, bu sembollerin ilk çizildiği zamanki kadar keskin ve belirgin olmaması anlaşılabilir bir durum."<br />
<br />
    "Yaptığımız ön incelemeler, bunların birer hata olmadığını ve ressam tarafından tabloya eklendiklerini gösteriyor."<br />
<br />
    Bir komite üyesinin antika dükkanında bulduğu kitapta Mona Lisa'nın gözlerinde yer alan sembollerden bahsedildiğini görmesiyle başlatılan araştırma şimdilik sonuç vermiş gibi görünüyor.<br />
<br />
    Vinceti, "Da Vinci'nin Mona Lisa'ya özel bir değer verdiğini biliyoruz ve hatta son yıllarında tabloyu gittiği her yere beraberinde götürdüğü de biliniyor." diyor ve şöyle devam ediyor:<br />
<br />
    "Da Vinci'nin gizemli bir insan olduğu ve çalışmalarında kullandığı sembollerle kimi mesajlar ilettiği de bilinen bir gerçek. Bütün bu semboller belki de, tablodaki gizemli kişiye bir aşk mesajıydı."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hz.Muhammed'in Mucizeleri]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1158</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 14:06:19 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1158</guid>
			<description><![CDATA[<img src="http://www.mumsema.org/mumsema.gif" border="0" alt="[Resim: mumsema.gif]" /><br />
<br />
<br />
<br />
HzMuhammed'in Mucizeleri:<br />
Hz.Muhammed'in Mucizeleri 1 Muhammed Aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur'an-ı Kerim'dir Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kuran-ı Kerim'in nazmında ve manasında aciz ve hayran kalmışlardır Bir ayetin benzerini söyleyememişlerdir İcazı ve belagati insan sözüne benzemiyorYani bir kelimesi çıkarılırsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor Nazmı arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor İşitenler ve okuyanlar tadına doyamıyorlar Yorulsalar da usanmıyorlar Okumsaı ve işitmesinin sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır Nice azılı İslam düşmanları, Kur'an-ı Kerim'i dinlemekle, kalpleri yumuşamış, imana gelmişlerdir Kur'an-I Kerim'i değiştirmeye çalışanlar oldu ise buna muvaffak olamamışlardır Allahü Teala buna izin vermemiştir ve vermeyecektir<br />
<br />
2 Muhammed Aleyhisselamın meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, ayın ikiye yarılmasıdırBu mucize, başka hiç bir peygambere nasip olmamıştır Muhammed Aleyhisselam, elli yaşında iken, Mekke'de Kureyş kafirlerinin ele başları yanına geip "peygamberisen ayı ikiye ayır" dediler Muhammed Aleyhisselam, herkesin, özellikle tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu Ellerini kaldırıp dua etti Allahü Tealaduasını kabul edip ayı ikiye böldü Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü Kafirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler, iman etmediler<br />
<br />
3 Muhammed Aleyhissselam, bazı gazalrında, susuz kalındığı zaman, elini suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, bulunduğu kap devamlı taşmıştır Bazan seksem bazan üçyüz, bazan binbeşyüz, Tebük gazasında ise yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur<br />
<br />
4 Bir gün amcası Abbas'ın evine gidip, onu ve evladını yanına oturtup üzerine ihramı ile örterek "Ya Rabbi! Bu amcamı ve ehlibeytini örttüğm gibi, sen de, cehennem ateşinden kendilerini koru" Dedi Duvardab üç kere amin sesi işitildi<br />
<br />
5 Bir gün, kendisinden mucize isteyenlere karşı, uzaktaki bir ağacı çağırdı Ağaç köklerini sürüyerek gelip sselam verip, "Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh" dedi Sonra gdip yerine dikildi<br />
<br />
6 Hayber gazasında önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, "Ya Resulallah beni yeme, ben zehirliyim" sesi işitildi<br />
<br />
7 Bir gün, elindeput bulunan kimseye "Put bana söylerse iman eder misin?" dedi Adam, "ben buna elli senedir ibadet ediyorum Bana hiçbirşey söylemedi Sana nasıl söyler?"dedi Muhammed Aleyhisselam "Ey put ben kimim" deyince, sen Allahın Peygamberisin sesi işitildi Putun sahibi, hemen imana geldi<br />
<br />
8 Medinede mescidde dikili bir odun vardı Hutbe okurken bu direğe dayanırdı Mimber yapılınca, direğin yanına gitmedi Odundan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler Mimberdeb inip direğe sarıldı Sesi kesildi "Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar alayacaktı" Dedi<br />
<br />
9 Eline aldığı çakıl taşlarının ve tuutğu yemek parçalrının arısesi gibi tesbih ettikleri çok görülmüştür<br />
<br />
10 Bir kafir gelip, mucize göstermesini isteyince, duvarda asılı hurma salkımına "yanıma gel" demiş Salkım yere inip Resulullahın yanına gelmiştir Sonra "yerine git" demiştir Duvara kadar gidip, yerine çıkıp asılmıştır Köylü bunu görünce, hemen imana gelmiştir<br />
<br />
11 Mekke'de bir kaç kurt, bir sürüden koyun kapıp götürdüler Çobanlar hcum edip, kurtardıklarında, kurtlaın birisi (rızkımızı elimizden alırken, allahtan korkmadın mı?) dedi Çoban (çok şaşırdım, kurt konuşur mu) deyince, kurt (asıl şaşılacak şey, Allah'ın Peygamberi olan hazret-i Muhammed mucizeler gösteriyor) dedi<br />
<br />
12 Hazreti Muhammed bir çayırda giderken, üç kere, ya resullalllah ssesini işitti O tarafa bakıp, bağlı bir geyik gördü Yanında bir adam uyuyordu Geyiğe ne istediğini sordu O da (bu avcı beni yakaladı Karşı ki tepede iki yavrum var Beni salıver Gidip onları doyurup geleyim) dedi Resul aleyhisselam "sözünü tutar mısın?" dedi (Allah için söz veriyorum, gelmezsem Allahü Teala'nın azabı üzerime olsun) dedi Resul aleyhisselam geyiğ bıraktı Biraz sonra geldi Adam uyanıp, ya Resulallah, bir emrin mi var dedi "Bu geyiği azad et" buyurdu Adam geyiğin ipini çözdü Geyik "Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muahammeden Abduhu ve resulullah" dedi ve gitti<br />
<br />
13 Bir gün, bir köylüyü imana davet etti(Vefat etmiş kızımı diriltirsen, iman ederim) dedi Mezarına gittiler İsmini söyleyerek kızı çağırdı Kabir içinden ses işitildi "Dünyaya gelmek ister misin?" buyurdu(Ya Resulullah! Dünyaya gelmek istemem Burada babamın evindekinden daha rahatım Ahiret, dünyadan daha iyi sesi işitildi) Köylü bunu duyunca hemen imana geldi<br />
<br />
14 Cabir bin Abdullah bir koyun pişirdi Resulullah Eshabı ile yediler "Kemiklerini kırmayınız" dedi Kemikleri toplayıp, mübarekellerini üstüne koyup dua etti Allahu Teala koyunu diriltti<br />
<br />
15 Resulullah'a, söylemez bir çocuk getirdiler "Ben kimim" dedi Sen Resulullahsın dedi Ölünceye kadar konuştu<br />
<br />
16 Bir kimse, yılan yumurtasına basarak iki gözü görmez oldu Resululllaha getirip yalvardılar Mübarek tükürüğünden gözlerine sürmekle gözleri görmeye başladı<br />
<br />
17 Muhammed bin hatip diyor ki: " Küçüktüm Üstüme kaynar su döküldü Gözlerim yandı Görmez oldum Babam Resulullaha götürdü Mübarek tükürüğünden gözlerime sürdü Gözlerim açıldı<br />
<br />
18 Bir kadın, bir kel oğlunu getirdi Resulullah, mübarek elleri ile başını sıvadı Şifa buldu Saçları uzamağa başladı<br />
<br />
19 Tirmızi ve Nesainin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a'ma bir kimse gelip, (ya Resulullah! Dua et gözlerim açılsın) dedi "Kusursuz bir abdest al, sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum Sevgili peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum Ey çok sevdiğim peygamberim Hazreti Muhammed! Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum Ya Rabbi! Bu yüce peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hurmetine duamı kabul et" duasını okumasını söyledi Adam, bdest alıp dua etti Hemen gözleri açıldı<br />
<br />
20 Amcası Ebu Talip ile bir çölde gidiyrdu Ebu Talip, çok susadığını söyledi Resulallah, hayvandan yere inip mübaek ayaklarının ökçesini yere vurdu Su çıktı "Amcam bu sudan iç" buyurdu<br />
<br />
21 Hudeybiye gazasında susuz bir kuyunun yanına kondular Asker susuzluktan şikayet ettiler Bir kova su istedi, içinde abdest alıp ve tükürüp, bunu kuyuya döktürdü Bir ok verip, kuyuya atmalarını buyurdu Kuyunun su ile dolduğunu gördüler<br />
<br />
22 Bir gazada, asker susuzluktan şikayet etdi Resul aleyhisselam, iki askeri su aramağa gönderdi Deve üstünde bir kadını gördüler ve getirdiler Resul aleyhisselam, kadından bir miktar su istedi Bir kap içine döktürdü Bütün asker gelip, sıra ile kaplarını tulumlarını doldurdular Kadına bir miktar hurma verip su tulumlarını doldurdular Kadına birmiktar hurma verip su tulumunu da doldurdular "Senin suyundan eksilmedi Bize suyu Allah verdi" buyurdu<br />
<br />
23 Medinede, minberde hutbe okurken, bir kimse ya Resullullah! (Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor İmdadımıza yetiş dedi Ellerini kaldırıp dua etti Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı Hemen yağmur başladı Bir kaç gün devam etti Yine mimberde okurken, o kimse (Ya Resullullah, yağmurdan helak olacağız) deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti Ve "Ya Rabbi, rahmetini başka kullarına da ihsan eyle" dedi Bulutlar açılıp güneş göründü<br />
<br />
24 Cabir Bin Abdullah diyor ki; Çok borcum vardı Ağaçlarımdan aldığım hurmalar bunu yüzde birini karşılamayacak kadar azdı Resullullaha haber verdim Bahçeme gelip hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı "Alacaklılarını çağır gelsinler" buyurdu Her birine hakları verildiYığından bir şey azalmadı<br />
<br />
25 Bir kadın hediye olarak bal gönderdi Balı kabul edip boş kabı geri gönderdi Allahu Teala'nın kudreti ile kap bal ile dolu olarak geri geldi Kadın gelerek, (Ya Resullullah hediyemi niçin kabul etmediniz? Acaba günahım nedir?) dedi "Senin hediyeni kabul ettik Gördüğün bal Allahu Teala'nın hediyene verdiği berekettir" dedi Kadın sevinerek balı evine götürdü Çoluk cocuğuyla aylarca yediler Hiç eksilmedi Bir gün yanılarak başka kaba koydular Ordan yiyerek bitirdiler Bunu Resullulaha haber verdiler Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi" buyurdu<br />
<br />
26 Ebu Hüreyre diyor ki; Resullullaha bir kaç hurma getirdim Bunlara bereket verilmesi için dua etmesini söyledim Bereketli olmaları için dua buyurdu Hurmalrın bulunduğu çantaların gece gündüz yanımdan ayırmayıp, Hazreti Osman zamanına kadar hep yedim Yanımdakilere de yedirdim Ve avuç dolusu sadaka verdim<br />
<br />
27 Resullullah Süleyman Peygamber gibi bütün hayvanların dilinden anlardı Gelerek sahibinden veya başkalarından şikayet eden hayvanlar çok görüldü Huneyn gazasında binmiş olduğu Düldül ismindeki ak katıra yere çök dedi Düldül hemen çökünce yerden bir avu kum alıp, kafirlerin üzerine saçtı Düşmandan bu topraktan gözüne isabet etmeyen hiç kimse kalmadı Cenabı Hakkaın yadımıyla düşman hezimete uğradı<br />
<br />
28 Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü Bu mucizesiüç kısımdır Birinci kısmı kendi zamanından evvel olan ve kandisine sorulam şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kafirleri, katı kalpli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuşthur İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir Üçüncü kısmı kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir Acem padişahı Hüsrevden Medineye elçiler geldi, bunları çağırıp "bu gece kisranızı kendi oğlu öldürdü" dedi Birkaç gün sonra oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi<br />
<br />
29 Bir gün zevcesi Havsa'ya "Ebu Bekir ile baban ümmetimin idaresini eline alacaklar" buyurdu Bu sözle, Ebu Bekir'in ve Havsanın babası olan Ömer'in halife olacaklarını müjdeledi<br />
<br />
30 Ebu Hüreyre'yi Medine'de zekat olarak gelmiş olan hurmaları muhafazasına memur etmişlerdi Bir kimseyi hurma çalarken yakaladı (Seni Resulullaha götüreceğim) dediHırsız fakirim çoluğum cocuğum çoktur diyerek yalvarınca bıraktı Ertesi gün Resulullah Ebu Hüreyreyi çağırıp, "Dün gece bıraktığın adam ne yapmıştı?" dedi Ebu Hüreyre anlatınca "Seni aldatmış, yine gelecektir" Buyurdu Ertesi gece yine geldi ve yakalandı Tekrar yalvarıp Allah aşkına dedi ve kurtuldu Üçüncü gece tekrar gelip yakalanınca yalvarmaları fayda vermedi (Beni bırakırsan sana bir kaç şey çğretirim, çok işine yarar) dedi Ebu Hüreyre kabul etti (Gece yatarken ayetel kürsi'yi okursan Allahü Teala seni korur Yanına şeytan yaklaşamaz) dedi ve gitti Ertesi gün Resulullah Ebu Hüreyre'ye tekrar sorup cevap alınca "Şimdi doğru söylemiş, halbu ki kendisi çok yalancıdır Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?" dedi (Hayır bilmiyorum) diyince, "O kimse şeytan idi" buyurdu<br />
<br />
31 Rum İmparatorunun orduları ile harp için Mute denilen yere asker gönderdiği zaman, sahabelerden dört emirin arka arkaya şehit olduklarını kendisi Medine'de mimber üzerinde iken Allahü Teala'nın göstermesiyle görerek yanındakilere haber verdi<br />
<br />
32 Muaz Bin Cebel'I vali olarak Yemen'e gönderirken Medine'nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi "Seninle kıyamete kadar artık buluşamayız" dedi Muaz Yemen'de iken Resulullah Medine'de vefat etti<br />
<br />
33 Vefat ederken kızı Fatıma'ya "Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın" dedi Altı ay sonra Hz Fatıma vefat etti Akrabasından O'ndan evvel kimse vefat etmedi<br />
<br />
34 Kays Bin Şemmaz ismindeki kimseye "güzel olarak yaşarsın ve şehit olarak ölürsün" dedi Hazreti Ebu Bekir halife iken Yemame'de Müseylemetül Kezzap ile yapılan muharebede şehit oldu Hazreti Ömer ve Ali'nin şehit olacaklarını dahi haber verdi<br />
<br />
35 Acem Padişahı Kisranın ve Rum Padişahı Kayser'in memleketlerinin müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacaklarını müjdeledi<br />
<br />
36 Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gidecelerini ve sahabeden olan Ümmi Hirem ismindeki kadının o gazada bulunacağını haber verdi Hazreti Osman halife iken, müslümanlar gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harb ettiler Bu hanım da beraberdi<br />
<br />
37 Resul Aleyhisselam bir gün, yüksek bir yerde oturuyordu Yanındakilere dönerek "Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz? Yemin ederim ki evlerinizin arasında sokaklarda meydana gelecek fitneleri görüyorum" Dedi Hazreti Osman'ın şehit edildiiği günlerde ve sonra Yezid zamanında Medine'de büyük fitneler meydana geldi Sokaklarda çok kimsenin kanı döküldü<br />
<br />
38 Bir gün, kendi zevcelerinden birinin halifeye karşı isyan edeceğini haber verdi Hazreti Aişe bu söze gülünce, "Ya Hümeyra, bu sözümü unutma! Bu kadın sen olmayasın" buyurdu Sonra Hazreti Ali'ye dönüp "bunun işi senin eline düşerse kendisine yumuşak davran" dedi 30 sene sonra Hz Aişe, Hz Ali ile harp etti Ve O'na esir düştü Hazreti Ali O'nu ikram ve ihtiram ile Basra'dan Medine'ye gönderdi<br />
<br />
39 Hazreti Muaviye'ye "bir gün ümmetimin üzerine hakim olursan iyilik yapanlara mükafaat et, kötülük edenleri de affeyle" dedi Hazreti Muaviye, Hazreti Osman zamanında Şam'da yirmi sene valilik, sonra yirmi sene de halifelik yaptı<br />
<br />
40 Bir gün "Muaviye hiç mağlup olmaz" buyurdu Nice zaman sonra meydana gelen muharebelerin hiçbirinde mağlup olmadı Hatta Hz Ali Sıffın muharebesinde, bu hadisi işitince, "Eğer önceden işitseydim, Muaviye ile harp etmezdim" dedi<br />
<br />
41 Ammar Bin Yasere "Seni bagi ola kimseler öldürecektir" dedi Hazret-I Ali ile birlikte, Hazreti Muaviye'ye karşı savaşırken şehid oldu<br />
<br />
42 Kızı Fatıma'nın oğlu olan Hasan için "Bu oğlum çok hayırlıdır Allahü Teala, müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır" buyurdu Büyük ordu ile haret-I muaviye'ye karşı harp edeceği zaman, fitneyi önlemek, müslümanların kanının dökülmemesi için hakkı olan halifeliği Hazret-I Muaviye'ye teslim etti<br />
<br />
43 Abdullah bin Zübeyr, Resulullah'ın hacamat edilirken çıkan kanını içti Bunu görünce, "İnsanlardan senin başına neler gelecek biliyor musun? Senden de insanlara çok şey gelecek Cehennem ateşi seni yakmaz" buyurdu Abdullah bin Zübeyr Mekke'de halifeliğini ilan edince, Abdülmelik bin Mervan Şamdan Haccacı büyük bir askerle Mekke'ye gönderdiç Abdullah'ı yakalayıp öldürdü<br />
<br />
44 Abdullah İbn-i Abbas'ın annesine bakı, "senin bir oğlun olacak Dğoduğu zaman bana getir!" dedi Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek tükürüğünden ağzına sürdü İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi "Halifelerin babasını al, götür" dedi Çocuğun babası olan hazreti Abbas, bunu işitip, gelip sorunca "evet, böyle söyledim Bu çocuk halifelerin babasıdır Onalar arasında seffaf, mehdi ve İsa Aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır" Dedi Abbasi Devletinin başına başına çok halifeler geldi Bunların hepsi, Abdullah bin abbas'ın soyundan oldu<br />
<br />
45 Bir gün "Ümmetim arasında, şii denilen çok kimseler meydana gelecekdir Bunlar, İslam dininden ayrılacaklardır" Buyurdu<br />
<br />
46 Eshabından çok kimseye hayr dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir Hazret-I Ali diyor ki; "Resulallah beni Yemen'e kadı olarak göndermek istedi Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını, mahkemede hükm vermesini bilmiyorum dedim Mübarek elini göğsüme koyup "Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir Hep doğru söylemek nasip eyle!" buyurdu Allaha yemin ederim ki, bana gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükm ederdim<br />
<br />
47 Resulallah'ın Cennete gideceklerini müjdelediği on kimseye 'Aşere-I Mübeşşere' denir Bunlardan Sa'd bin Ebi Vakkas'a Uhud gazasında éYa Rabbi! Bunun oklarını hedeflerine ulaştır ve dualarını kabul eyle!" dedi Bundan sonra Sa'dın her duası kabul oldu ve her attığı ok düşmana rastladı<br />
<br />
48 Amcasının oğlu Abdullah bin Abbasın alnına mübarek ellerini koyup "Ya Rabbi! Bunu dinde derin alim yap, hakmet sahibi eyle! Kur'an-ı Kerimin bilgilerini kendisine ihsan eyle! Dedi Bundan sonra, bütün ilimlerde ve bilhassa tefsir, hadis ve fıkıh bilgilerinde zamanın bir tanesi oldu Sahabe ve tabi'in herşeyi bundan öğrenirlerdi İslam memleketleri bunun talebeleri ile doldu<br />
<br />
49 Hizmetçilerinden Enes bin Malike "Ya Rabbi, bunun malını ve çocuklarını çok eyle Ömrünü uzun eyle Günahlarını af eyle!" duasını yaptı Zaman geçtikçe, malları, mülkleri çoğaldı Yüz on sene yaşadı Ömrünün sonunda, 'Ya Rabbi, Habibinin benim için yaptığı dualardan üçünü kabul ettin, ihsan ettin! Dördüncüsü olan günahların affedilmesi acaba nasıl olacak' deyince "Dördüncüsünü de kabul ettim Hatırını hoş tut!" sesini işitti<br />
<br />
50 Malik bin Rebiaya "Evladın bereketli olsun!" diyerek dua etti Seksen oğlu oldu<br />
<br />
51 Nabiga ismindeki meşhur şair şiirleinden bir kaçını okuyunca, araplar arasında meşhur olan "Allahü Teala dişlerini dökmesin" duasını söyledi Nabiga yüz yaşına gelmişti Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiştir dururdu<br />
<br />
52 Urve bin Cu'd için "Ya Rabbi! Bunun ticaretine bereket ver!" dedi Urve diyor ki, bundan sonra yaptığım ticaretlerin hepsi karlı oldu Hiç zarar etmedim<br />
<br />
53 Kendi kızı Fatıma, birgün yanına geldi Açlıktan benzi sararmıştı Elini göğsüne koyup, "Ey açları doyuran Rabbim! Muhammedin kızı Fatıma'yı aç bırakma!" dedi Fatıma'nın hemen yüzü kanlandı, canladı Ölünceye kadar hiç açlık duymadı<br />
<br />
54 Aşere-I Mübeşşere'den Abdurrahman bin Avfa bereket ile dua etti Malı o kadar çoğaldı ki, dillerde destan oldu<br />
<br />
55 Her Peygamberin duası kabul olur Her peygamber, ümmeti için dünyada düa etti Ben ise, kıyamet günü ümmetime şefaat iznş verilmesi için dua ediyorum İnşallah duam kabul olacak Müşrik olmayanların hepsine şefaat edeceğim" buyurdu<br />
<br />
56 Mekkede bazı kmylerde gidip iman etmeleri için çok uğraştı Kabul etmediler Yusuf Peygamber zamanında Mısırda görülen kıtlık gibi sıkıntı çekmeleri için dua etti O sene oralarda öyle kıtlık oldu ki, leş yediler<br />
<br />
57 Amcası Ebu Lehebin oğlu Uteybe, Resulallah'ın damadı oldupu halde, Resulallaha iman etmed Ve çok üzdü Mübarek kızı Ümmü Gülsüm hatunu boşadı Çirkin şeyler söyledi Buna çok üzülüp "Ya Rabbi! Buna köpeklerinden birini gönder" dedi Uteyybe Şama ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu Bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı Sıra Uteybeye gelince, onu parçaladı<br />
<br />
58 Bir kimse sol eliyle yemek yiyordu "Sağ el ile ye" dedi Sağ kolum hareket etmiyor diye yalan söyledi "Sağ elin artık hareket etmesin" buyurdu Ölünceye kadar sağ elini ağzına götüremez oldu<br />
<br />
59 Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi iin mektup gönderdi Hüsrev mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid etti Resul aleyhisselam bunu işitince çok üzüldü ve "Ya Rabbi benim mektubumu parçaladığı gibi, onun mülkünü parçala" dedi Resullulah hayattta iken Hüsrevi oğlu Şiruye hançerle parçaladı Hazreti Ömer halife iken, Acem memleketlerinin hepsini müslümanlar fethettiler Hüsrev'in nesli de mülkü de kalmadı<br />
<br />
60 Resul Aleyhisselam, çarşı'da emri maruf ve neyhi münker ederken, nasihat verirken, Mervan'ın babası olan Hakem bin As ismindeki alçak, Resulullahın arkasından gelerek, gözlerini açıp kapar ve yüzünü buruşturu, böylece alay ederdi Resul Alaeyhisselam, arkaya dönüp, onun bu çirkin halini görünce "Kendini gösterdiğin şekilde kal" buyurdu Ölünceye kadar, yüzüz gözü oynak kaldı<br />
<br />
61 Allahu Teala, habibini belalaardan korurdu Ebu Cehl, Resullullahın en büyük düşmanı idi Büyük bir taşı mübarek başına vurmak için kaldırdığı zaman, Resulullahın iki omuzunda birer yılan görerek taş elinden düştü ve kaçtı<br />
<br />
62 Kabe yanında namaz kılarken, yine alçak Ebu Cehl tam zamanındır diyerek, bıçakla üzerine yürümek istedrken, hemen geri dönüp kaçtı Arkadaşları, niçin korktun deyince ' Muhammed ile aramızda ateş dolu bir henden gördüm Bir çok kimseler beni bekliyorlardı Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı Çok korktum' dedi Bunu müslümanlar işitip, Resulullaha sorduklarında "Allahın melekleri onu yakalayıp parçalayacaklardı" Buyurdu<br />
<br />
63 Hücretin üçüncü senesinde Resul Aleyhisselam Kattan Gazvesinde bir ağaç dibinde yanlız yatarken, Dasür isminde bir pehlivan kafir, elinde kılıçla gelip 'seni benden kim kurtarır'dedi Resulullah "Allah kurtarır" dediği zaman, Cebrail ismindeki melek, insan şeklinde görünüp kafirin, göğsüne vurdu Resul aleyhisselam kılcı eline alıp "Seni benden kim kurtarır" dedi 'Beni kurtaracak, senden daha hayırlı kimse yoktur' diye yalvardı Af buyurup serbest bıraktı İmana gelip çok kimselerin de imana gelmesine sebep oldu<br />
<br />
64 Hicretin dödüncü senesinde Beni Nadir'de Resulullah, Yahudilerin kale duvarları altında Eshabı ile konuşurken, bir yahudi büyük bir değirmen taşını yukarıdan atmak istedi Taşa elini uzatınca iki eli çolak oldu<br />
<br />
65 Hicertin dokuzuncu senesinde uzaklardan akın akın gelip iaman ediyorlardı Amir ile Erbed isminde iki kafir gelenler arasına katılıp, Amir Resulullaha imana geldiklerini söylerken Erbed arkaya geçip kılıcını kınından çıkarmak istedi Eli tutmaz oldu Amir karşıdan ne duruyosun diye işaret edince, Resul Aleyhisselam, "Allahü Teala ikinizin zararaında beni korudu" Buyurdu Oradan ayrıldıklarında Amir Erbede niçin sözünde durmadın dedi Oda ne yapayım ki kaç kere kılıcı çekmek istedim Hep seni ikimizin araınsında gördüm dedi Bir kaç gün sonra hava açıkken ansızın bulutlar kapladı Erbede yıldırım düşerek devesiyle birlikte öldü<br />
<br />
66 Resul Aleyhisselam birgün abdest alıp mestlerinden birini giyip ikincisine elini uzatırken bir kuş geldi, mesti kapıp havada silkeledi İçinden bir yılan düştü Sonra kuş mesti yere bıraktı Bugünden sonra ayakkabı giyerken önce silkelemek sünnet oldu<br />
<br />
67 Resul alayhisselam gazalarda ve çöllerde, kendini muhafazaiçin eshabından bekçiler ayırmıştı Maide suresindeki "Allah seni insanların zararından korur" ayeti gelinc, bundan vazgeçti Düşmanlar arasında yanlız dolaşır, yanlız yatar, hiç korkmazdı<br />
<br />
68 Sahabeden Enes bin Malikte Resulullahın bir mendili vardı Bununla mübarek yüzünü silerdi Enes, bununla yüzünü siler, kirlendiği zaman ateşe bırakırdı Kirler yanıp, mendil yanmaz tertemiz olurdu<br />
<br />
69 Bir kuyunu suyunu kova içinden içip kalanını kuyuya döktüler Kuyudan her zaman misk kokusu çıkardı<br />
<br />
70 Utbe bin Ferhat ismindeki bir kimsenin bedeninde kurdeşen denilen hastalık çıktı Resul aleyhisselam, onu soyup ve kendi mübarek ellerine tükürüp, gvdesiyni sıvadı Hasta şifa buldu Bedeni misk gibi kokardı Bu hal uzun zaman devam etti<br />
<br />
71 Selmanı Farisi, hak din aramak için, İrandan çıkıp dünyayı dolaşmaya başladı Bunu bir yerde yakalayıp, Medineli bir yahudiye köle olaraksattılaar Hicrette Resulallah Medineye girerken karşılaştılar Hemen imana geldi Bir kaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altun ödemek şartı ile azaad edlmesine söz kesti Resulallah bunu işitti Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti Ağaçlar o gün meyve vermeğe başladı Birini Hazreti Ömer dikmişti O meyve vermedi Resulallah bunu çıkarıp yeniden dikti Hemen meyve verdiBir gazada ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman'a verdiler Selman Resulallaha gelip bu gayet azdır Bin altıyüz gram gelmez dediMübarek elleine alıp tekrar Selmana verdi Bunu sahibine götür dedi Yarısı ile efedisine olan borcunu ödedi Diğer yarısı dakendine kaldı<br />
<br />
72 Resul Aleyhisselam, bir gün namaz kılarken şeytan gelip namazını bozmak istediğinde, mübarek elleri ile yakaladı Bir daha gelip namazı bozdurmayacağına dair söz alıp serbest bıraktı<br />
<br />
73 Medine'deki münafıklaaırn reisi olan abdullah bin Übey bin Selul, öleceğine yakın Resulallah'I çağırdı Arkanızdaki gömleği bana kefen yapınız diye yalvardı Her istenileni vermek adeti olduğu için, gömleğini ihsan eyledi Cenaze namazını dahi kıldı Medine'de bulunan bin münafık, Resulallahın bu ihsanına hayran kalıp, imana geldiler<br />
<br />
74 İlk zamanlarda Mekkede bulunan Kureyş kafirlerinden Velid Bin Mugire, as bin Vail, Haris bin kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Mttalip, Resulallaha cefa ve eziyet etmekte aşırı gidiyorlardı Cebrail aleyhisselam gelip "Seninle alay edenlere cezalarını veririz" Ayetini getirip, seni bunların işkencelerinden kurtarmak için emr olundum dedi Velidin ayağına, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dödüncüsünün başına, beşincisinin gözlerine işaret etti Velidin ayağına bir ok battı Çok kibirli olduğundan eğilerek oku çıkarıp atmak kendine ağır geldi Demiri topuk damarına batp, siyatik hastalığına yakalandı Asın ökçesine diken battı Tulum gibi şişti Harisin burnundan devamlı kan geldi Esved bir ağacın altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup, diğer Esvedde ama olup hepsi helak ldular<br />
<br />
75 Dos kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke'de imana gelmişti Kavmini imana davet için Resulallah bir alamet istedi "Ya rabbi! Buna bir ayet ahsan eyle" buyurdu Tuefyl kabilesine gidince İki kaşı arasında bir nur parladı Tufeyl, 'Ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka be yerinekoy Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler' dedi Duası kabul olup nur yüzünden gitti Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı Kabilesindekiler zamanla imana geldiler<br />
<br />
76 Biri Maune denilen muharebede kafirler verdikleri sözü bozarak yetmiş Sahabeyi şehid ettiler Bunlar arasında Hazreti Ebu Bekrin kölesi iken azad ettiğ ve ilk iman edenlerden Amir Bin Füheyreyi süngülediklerinde,kafirlein gözü önünde, melekler göğe kaldırdılar Bunu Resulallaha haber verdiklerinde "Onu cennet melekleri defn ettiler ve ruhunu cennete götürdüler" buyurdu<br />
<br />
77 Sahabeden Habib ismindeki zatı, kafirler yakalayıp Mekke'ye götürdüler, astılar Kafirler görsün de sevinsin diyerek sehbadan indirmediler Resul Aleyhisselâm, bunu haber alarak gizlice iki adam gönderip gece ağaçtan aldılar Medineye getirirken, arkalarından yetmiş atlı yetişti Bu iki müslüman, kendilerini kurtarmak için, Habibi yere bıraktılar Yer yarılıp Habib kayboldu Kafirler bu hali görünce dönüp gittiler<br />
<br />
78 Sahabenin büyüklerinden Said bin Muaz, Uhud gazasında yaralandı Bir zaman sonra vefat etti Namazında yetmişbin meleğin bulunduğunu Resulallah bildirdi Kabri kazılırken, her tarafa misk kokusu yayıldı<br />
<br />
79 Hicretin yedinci senesinde Resullullah, Habeş padişahı Necaşiye ve rum İmparatoru Herakliyusa ve Acem padişahı Husreve ve Bizansın Mısırdaki valisi Mukavse ve Şamdaki Valisi Harise ve Umman Sultanı Semameye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı Ertesi sabah Allahü Tealanın kudreti ile, o dilleri bilip, konuşmaya başladılar<br />
<br />
80 Sahabenin büyüklerinden Zeyd Bin Harise uzak bir yere gidyordu Kira ile tuttuğu katırcısı, tenha bir yerde bunu öldürmek istedi İzin isteyip iki rekat namaz kıldı Sonra üç kereYa Erhamerrahimin dedi Her birini söylerken 'Onu öldürme' sesi geldi Dışarıda adam var sanarak, katırcı dışarı çıkıp içeri girdi Üçüncüsünde, elinde kılıç bulunan bir süvari içeri girip katırcıyı öldürdü Bunun melek olduğu anlaşıldı<br />
<br />
81 Resulallahın zevcelerinden Ümmü Seleme hanımın azad ettiği Sefine ismindeki sahabi, Resulallahın hizmetinden hiç ayrılmazdı Rumlara karşı yapılan savaşta askerden ayrılıp kafirlere esir düştüKaçıp gelirken karşısına korkunç bir aslan çıktı 'Ben Resulallahın hizmetçisiyim' deyip başından geçenleri arslana anlattı Aslan buna yüzünü gözünü sürüp yanımda yürü dedi Düşmandan bir zarar gelmesin diye yanından ayrılmadı İslam askeri görülünce, dönüp gitti<br />
<br />
82 Cehcahi Gaffari isminde birirsi halife olan Hareti Osman'a isyan etti Resulallahın her zaman elinde taşıdığı asâyı dizi ile kırdı Bir sene sonra dizinde sir pençe (Anthrax) denilen hastalığı ölümüne sebep oldu<br />
<br />
83 Hazret-I Muaviye Şamdan haccagelip, Resulallahın Medine'deki mimberi şerifini Şam'a götürmek istedi Mimberi yerinden oynattıklarında, güneş tutuldu Her taraf kararıp, yıldızlar göründü Hazret-I Muaviye korkarak bu arzusundan vazgeçti<br />
<br />
84 Uhud gazasında Ebu Katadenin bir gözü çıkıp yanağı üzerine düştü Resulallaha getirdiler Mübârek eli ile gözünü yerine koyup "Ya Rabbi, gözünü güzel eyle" dedi Bu gözü diğerinden daha güzel oldu Ondan daha kuvvetli görürdü<br />
<br />
85 İyas bin Seleme diyor ki, Hayber gazasında, Resulallah beni gönderip Ali'yi istedi Ali'nin gözleri ağrıyordu Elinden tutup güçlükle getirdim Mübarek parmaklarına tükürüp, Ali'nin gözlerine sürdü Sancağı eline verip, Hayber kapısında döğüşmeye gönderdi Çok zamandır açılamayan kapıyı Hazreti Ali yerinden söktü ve Eshabı Kiram kaleye girdiler<br />
Ebu Bekir Sıddik ( RA) garip bir riya görüp,uykusunda ağlamaya başlarÖyle ağlar ki,evin dışından duyulurBu sırada Ömer bin Hattap ( RA) oradan geçerAğlama sesini duyunca,kapıyı çalarEbu Bekir Sıddik uykusundan uyanıp,kapıya koşar,gözlerinden yaşlar aktığı halde kapıyı açarHazreti Ömer onu görür ve kendisine :<br />
- Bu ağlamak nedir ? diye sorar Ebu Bekir :<br />
- Sahabeleri buraya topla ki,sana anlatayım, der<br />
Bunun üzerine HzÖmer bütün sahabeleri oraya toplarEbu Bekir ( RA) anlatmaya başlar<br />
- Rüyamda kıyametin koptuğunu gördümBir takım insanları,parlayan yıldızlar gibi minberlerin üzerinde buldumMeleğe : " Bunlar kimdir ? " diye sordumMelek :<br />
- Onlar peygamberlerdirHazreti Muhammed Mustafa ( SAS)'i bekliyorlardediBen :<br />
- Muhammed ( SAS) nerededir ? Beni onun yanına götürBen onun hizmetçisi ve sahabelerinden Ebu Bekir'im,dedim<br />
Melek beni onun yanına götürdüOnu Arş'ın altında,sarığını önüne koymuş,sağ elini Arş'a uzatmış,sol elini uzatıp cehennemin kapılarını kapamış bir halde gördümO,bu haliyle şöyle niyazda bulunuyordu :<br />
- Ey Allah'ım,ümmetimi bağışlaOnların içinde alimler,salihler,hacılar,umre yapanlar,gaziler,mücahitler vardır<br />
Böyle niyazda bulunurken,gaipten şöyle bir bir nida geldi :<br />
- Ey Muhammed ( SAS),sen itaat edenleri zikrediyorsun,diğerlerini anmıyorsunZalimleri,şarap içenleri,zina yapanları,faiz yiyebleri,bunlarıda zikret<br />
Bunun üzerine peygamber Aleyhisselam şöyle niyazda bulundu :<br />
- Ey Allah'ım,onlar senin buyurduğun gibidirlerFakat,onlardan hiçbiri sana ortak koşmamıştır,puta tapmamıştır,sana çocuk isnad etmemiştir,Tevhidi bırakmamıştırEy Allah'ım,onlar hakkındaki şefaatımı da kabul buyurOnlara olan merhametimide kendilerine ulaştır,diye yalvardı<br />
Ben kendisine çok acıdığım için :<br />
- Ya Muhammed ( SAS),kendine acı,dedimO :<br />
- Ya Ebu Bekir,ümmetime şefaat etmek için Rab'bime niyazda bulundumRab'bimde kabul buyurdu,dedi<br />
Hazret-i Peygamber'e :<br />
- Hepsinemi,yoksa bazısına mı ? diye sordumTam o anda sen kapıyı çalıp beni uyandırdın ve cevap almaya vakit bırakmadın,ey Hattap oğlu Ömer<br />
Hazret-i Ebu Bekir,Hazret-i Ömer'e böyle söylediği anda bir de bakalrı ki,gaipten bir ses üç kere :<br />
diye sesleniyorHer ikisi de " El-Hamdü Lillah" diyerek şükrettiler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="http://www.mumsema.org/mumsema.gif" border="0" alt="[Resim: mumsema.gif]" /><br />
<br />
<br />
<br />
HzMuhammed'in Mucizeleri:<br />
Hz.Muhammed'in Mucizeleri 1 Muhammed Aleyhisselamın mucizelerinin en büyüğü Kur'an-ı Kerim'dir Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kuran-ı Kerim'in nazmında ve manasında aciz ve hayran kalmışlardır Bir ayetin benzerini söyleyememişlerdir İcazı ve belagati insan sözüne benzemiyorYani bir kelimesi çıkarılırsa veya bir kelime eklense, lafzındaki ve manasındaki güzellik bozuluyor Nazmı arap şairlerinin şiirlerine benzemiyor İşitenler ve okuyanlar tadına doyamıyorlar Yorulsalar da usanmıyorlar Okumsaı ve işitmesinin sıkıntıları giderdiği sayısız tecrübelerle anlaşılmıştır Nice azılı İslam düşmanları, Kur'an-ı Kerim'i dinlemekle, kalpleri yumuşamış, imana gelmişlerdir Kur'an-I Kerim'i değiştirmeye çalışanlar oldu ise buna muvaffak olamamışlardır Allahü Teala buna izin vermemiştir ve vermeyecektir<br />
<br />
2 Muhammed Aleyhisselamın meşhur mucizelerinin en büyüklerinden birisi de, ayın ikiye yarılmasıdırBu mucize, başka hiç bir peygambere nasip olmamıştır Muhammed Aleyhisselam, elli yaşında iken, Mekke'de Kureyş kafirlerinin ele başları yanına geip "peygamberisen ayı ikiye ayır" dediler Muhammed Aleyhisselam, herkesin, özellikle tanıdıklarının, akrabasının iman etmelerini çok istiyordu Ellerini kaldırıp dua etti Allahü Tealaduasını kabul edip ayı ikiye böldü Yarısı bir dağın, diğer yarısı başka dağın üzerinde göründü Kafirler, Muhammed bize sihir yaptı dediler, iman etmediler<br />
<br />
3 Muhammed Aleyhissselam, bazı gazalrında, susuz kalındığı zaman, elini suya sokmuş, parmakları arasından su akarak, bulunduğu kap devamlı taşmıştır Bazan seksem bazan üçyüz, bazan binbeşyüz, Tebük gazasında ise yetmiş bin kimsenin hepsi ve hayvanları, bu sudan içmişler ve kullanmışlardır Mübarek elini sudan çıkarınca akması durmuştur<br />
<br />
4 Bir gün amcası Abbas'ın evine gidip, onu ve evladını yanına oturtup üzerine ihramı ile örterek "Ya Rabbi! Bu amcamı ve ehlibeytini örttüğm gibi, sen de, cehennem ateşinden kendilerini koru" Dedi Duvardab üç kere amin sesi işitildi<br />
<br />
5 Bir gün, kendisinden mucize isteyenlere karşı, uzaktaki bir ağacı çağırdı Ağaç köklerini sürüyerek gelip sselam verip, "Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh" dedi Sonra gdip yerine dikildi<br />
<br />
6 Hayber gazasında önüne zehirlenmiş koyun kebabı koyduklarında, "Ya Resulallah beni yeme, ben zehirliyim" sesi işitildi<br />
<br />
7 Bir gün, elindeput bulunan kimseye "Put bana söylerse iman eder misin?" dedi Adam, "ben buna elli senedir ibadet ediyorum Bana hiçbirşey söylemedi Sana nasıl söyler?"dedi Muhammed Aleyhisselam "Ey put ben kimim" deyince, sen Allahın Peygamberisin sesi işitildi Putun sahibi, hemen imana geldi<br />
<br />
8 Medinede mescidde dikili bir odun vardı Hutbe okurken bu direğe dayanırdı Mimber yapılınca, direğin yanına gitmedi Odundan ağlama seslerini, bütün cemaat işittiler Mimberdeb inip direğe sarıldı Sesi kesildi "Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyamete kadar alayacaktı" Dedi<br />
<br />
9 Eline aldığı çakıl taşlarının ve tuutğu yemek parçalrının arısesi gibi tesbih ettikleri çok görülmüştür<br />
<br />
10 Bir kafir gelip, mucize göstermesini isteyince, duvarda asılı hurma salkımına "yanıma gel" demiş Salkım yere inip Resulullahın yanına gelmiştir Sonra "yerine git" demiştir Duvara kadar gidip, yerine çıkıp asılmıştır Köylü bunu görünce, hemen imana gelmiştir<br />
<br />
11 Mekke'de bir kaç kurt, bir sürüden koyun kapıp götürdüler Çobanlar hcum edip, kurtardıklarında, kurtlaın birisi (rızkımızı elimizden alırken, allahtan korkmadın mı?) dedi Çoban (çok şaşırdım, kurt konuşur mu) deyince, kurt (asıl şaşılacak şey, Allah'ın Peygamberi olan hazret-i Muhammed mucizeler gösteriyor) dedi<br />
<br />
12 Hazreti Muhammed bir çayırda giderken, üç kere, ya resullalllah ssesini işitti O tarafa bakıp, bağlı bir geyik gördü Yanında bir adam uyuyordu Geyiğe ne istediğini sordu O da (bu avcı beni yakaladı Karşı ki tepede iki yavrum var Beni salıver Gidip onları doyurup geleyim) dedi Resul aleyhisselam "sözünü tutar mısın?" dedi (Allah için söz veriyorum, gelmezsem Allahü Teala'nın azabı üzerime olsun) dedi Resul aleyhisselam geyiğ bıraktı Biraz sonra geldi Adam uyanıp, ya Resulallah, bir emrin mi var dedi "Bu geyiği azad et" buyurdu Adam geyiğin ipini çözdü Geyik "Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muahammeden Abduhu ve resulullah" dedi ve gitti<br />
<br />
13 Bir gün, bir köylüyü imana davet etti(Vefat etmiş kızımı diriltirsen, iman ederim) dedi Mezarına gittiler İsmini söyleyerek kızı çağırdı Kabir içinden ses işitildi "Dünyaya gelmek ister misin?" buyurdu(Ya Resulullah! Dünyaya gelmek istemem Burada babamın evindekinden daha rahatım Ahiret, dünyadan daha iyi sesi işitildi) Köylü bunu duyunca hemen imana geldi<br />
<br />
14 Cabir bin Abdullah bir koyun pişirdi Resulullah Eshabı ile yediler "Kemiklerini kırmayınız" dedi Kemikleri toplayıp, mübarekellerini üstüne koyup dua etti Allahu Teala koyunu diriltti<br />
<br />
15 Resulullah'a, söylemez bir çocuk getirdiler "Ben kimim" dedi Sen Resulullahsın dedi Ölünceye kadar konuştu<br />
<br />
16 Bir kimse, yılan yumurtasına basarak iki gözü görmez oldu Resululllaha getirip yalvardılar Mübarek tükürüğünden gözlerine sürmekle gözleri görmeye başladı<br />
<br />
17 Muhammed bin hatip diyor ki: " Küçüktüm Üstüme kaynar su döküldü Gözlerim yandı Görmez oldum Babam Resulullaha götürdü Mübarek tükürüğünden gözlerime sürdü Gözlerim açıldı<br />
<br />
18 Bir kadın, bir kel oğlunu getirdi Resulullah, mübarek elleri ile başını sıvadı Şifa buldu Saçları uzamağa başladı<br />
<br />
19 Tirmızi ve Nesainin (Sünen) kitaplarında diyor ki, iki gözü a'ma bir kimse gelip, (ya Resulullah! Dua et gözlerim açılsın) dedi "Kusursuz bir abdest al, sonra Ya Rabbi! Sana yalvarıyorum Sevgili peygamberin Muhammed aleyhisselamı araya koyarak, senden istiyorum Ey çok sevdiğim peygamberim Hazreti Muhammed! Senin hatırın için kabul etmesini istiyorum Ya Rabbi! Bu yüce peygamberi bana şefaatçi eyle! Onun hurmetine duamı kabul et" duasını okumasını söyledi Adam, bdest alıp dua etti Hemen gözleri açıldı<br />
<br />
20 Amcası Ebu Talip ile bir çölde gidiyrdu Ebu Talip, çok susadığını söyledi Resulallah, hayvandan yere inip mübaek ayaklarının ökçesini yere vurdu Su çıktı "Amcam bu sudan iç" buyurdu<br />
<br />
21 Hudeybiye gazasında susuz bir kuyunun yanına kondular Asker susuzluktan şikayet ettiler Bir kova su istedi, içinde abdest alıp ve tükürüp, bunu kuyuya döktürdü Bir ok verip, kuyuya atmalarını buyurdu Kuyunun su ile dolduğunu gördüler<br />
<br />
22 Bir gazada, asker susuzluktan şikayet etdi Resul aleyhisselam, iki askeri su aramağa gönderdi Deve üstünde bir kadını gördüler ve getirdiler Resul aleyhisselam, kadından bir miktar su istedi Bir kap içine döktürdü Bütün asker gelip, sıra ile kaplarını tulumlarını doldurdular Kadına bir miktar hurma verip su tulumlarını doldurdular Kadına birmiktar hurma verip su tulumunu da doldurdular "Senin suyundan eksilmedi Bize suyu Allah verdi" buyurdu<br />
<br />
23 Medinede, minberde hutbe okurken, bir kimse ya Resullullah! (Susuzluktan çocuklarımız, hayvanlarımız, tarlalarımız helak oluyor İmdadımıza yetiş dedi Ellerini kaldırıp dua etti Gökte hiç bulut yokken, mübarek ellerini yüzüne sürmeden, bulutlar toplandı Hemen yağmur başladı Bir kaç gün devam etti Yine mimberde okurken, o kimse (Ya Resullullah, yağmurdan helak olacağız) deyince, Resul aleyhisselam, tebessüm etti Ve "Ya Rabbi, rahmetini başka kullarına da ihsan eyle" dedi Bulutlar açılıp güneş göründü<br />
<br />
24 Cabir Bin Abdullah diyor ki; Çok borcum vardı Ağaçlarımdan aldığım hurmalar bunu yüzde birini karşılamayacak kadar azdı Resullullaha haber verdim Bahçeme gelip hurma yığınının etrafında üç kere dolaştı "Alacaklılarını çağır gelsinler" buyurdu Her birine hakları verildiYığından bir şey azalmadı<br />
<br />
25 Bir kadın hediye olarak bal gönderdi Balı kabul edip boş kabı geri gönderdi Allahu Teala'nın kudreti ile kap bal ile dolu olarak geri geldi Kadın gelerek, (Ya Resullullah hediyemi niçin kabul etmediniz? Acaba günahım nedir?) dedi "Senin hediyeni kabul ettik Gördüğün bal Allahu Teala'nın hediyene verdiği berekettir" dedi Kadın sevinerek balı evine götürdü Çoluk cocuğuyla aylarca yediler Hiç eksilmedi Bir gün yanılarak başka kaba koydular Ordan yiyerek bitirdiler Bunu Resullulaha haber verdiler Gönderdiğim kapta kalsaydı, dünya durdukça yerlerdi, hiç eksilmezdi" buyurdu<br />
<br />
26 Ebu Hüreyre diyor ki; Resullullaha bir kaç hurma getirdim Bunlara bereket verilmesi için dua etmesini söyledim Bereketli olmaları için dua buyurdu Hurmalrın bulunduğu çantaların gece gündüz yanımdan ayırmayıp, Hazreti Osman zamanına kadar hep yedim Yanımdakilere de yedirdim Ve avuç dolusu sadaka verdim<br />
<br />
27 Resullullah Süleyman Peygamber gibi bütün hayvanların dilinden anlardı Gelerek sahibinden veya başkalarından şikayet eden hayvanlar çok görüldü Huneyn gazasında binmiş olduğu Düldül ismindeki ak katıra yere çök dedi Düldül hemen çökünce yerden bir avu kum alıp, kafirlerin üzerine saçtı Düşmandan bu topraktan gözüne isabet etmeyen hiç kimse kalmadı Cenabı Hakkaın yadımıyla düşman hezimete uğradı<br />
<br />
28 Resulullahın gaybdan haber verdiği çok görüldü Bu mucizesiüç kısımdır Birinci kısmı kendi zamanından evvel olan ve kandisine sorulam şeylerdir ki, bunlara verdiği cevaplar, çok kafirleri, katı kalpli düşmanlarının imana gelmelerine sebep olmuşthur İkinci kısmı, kendi zamanında olmuş ve olacak şeyleri haber vermesidir Üçüncü kısmı kendisinden sonra kıyamete kadar dünyada ve ahirette olacak şeyleri bildirmesidir Acem padişahı Hüsrevden Medineye elçiler geldi, bunları çağırıp "bu gece kisranızı kendi oğlu öldürdü" dedi Birkaç gün sonra oğlunun babasını öldürdüğü haberi geldi<br />
<br />
29 Bir gün zevcesi Havsa'ya "Ebu Bekir ile baban ümmetimin idaresini eline alacaklar" buyurdu Bu sözle, Ebu Bekir'in ve Havsanın babası olan Ömer'in halife olacaklarını müjdeledi<br />
<br />
30 Ebu Hüreyre'yi Medine'de zekat olarak gelmiş olan hurmaları muhafazasına memur etmişlerdi Bir kimseyi hurma çalarken yakaladı (Seni Resulullaha götüreceğim) dediHırsız fakirim çoluğum cocuğum çoktur diyerek yalvarınca bıraktı Ertesi gün Resulullah Ebu Hüreyreyi çağırıp, "Dün gece bıraktığın adam ne yapmıştı?" dedi Ebu Hüreyre anlatınca "Seni aldatmış, yine gelecektir" Buyurdu Ertesi gece yine geldi ve yakalandı Tekrar yalvarıp Allah aşkına dedi ve kurtuldu Üçüncü gece tekrar gelip yakalanınca yalvarmaları fayda vermedi (Beni bırakırsan sana bir kaç şey çğretirim, çok işine yarar) dedi Ebu Hüreyre kabul etti (Gece yatarken ayetel kürsi'yi okursan Allahü Teala seni korur Yanına şeytan yaklaşamaz) dedi ve gitti Ertesi gün Resulullah Ebu Hüreyre'ye tekrar sorup cevap alınca "Şimdi doğru söylemiş, halbu ki kendisi çok yalancıdır Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun?" dedi (Hayır bilmiyorum) diyince, "O kimse şeytan idi" buyurdu<br />
<br />
31 Rum İmparatorunun orduları ile harp için Mute denilen yere asker gönderdiği zaman, sahabelerden dört emirin arka arkaya şehit olduklarını kendisi Medine'de mimber üzerinde iken Allahü Teala'nın göstermesiyle görerek yanındakilere haber verdi<br />
<br />
32 Muaz Bin Cebel'I vali olarak Yemen'e gönderirken Medine'nin dışına kadar uğurlayıp ona çok nasihatler verdi "Seninle kıyamete kadar artık buluşamayız" dedi Muaz Yemen'de iken Resulullah Medine'de vefat etti<br />
<br />
33 Vefat ederken kızı Fatıma'ya "Akrabam arasında bana evvela kavuşan sen olacaksın" dedi Altı ay sonra Hz Fatıma vefat etti Akrabasından O'ndan evvel kimse vefat etmedi<br />
<br />
34 Kays Bin Şemmaz ismindeki kimseye "güzel olarak yaşarsın ve şehit olarak ölürsün" dedi Hazreti Ebu Bekir halife iken Yemame'de Müseylemetül Kezzap ile yapılan muharebede şehit oldu Hazreti Ömer ve Ali'nin şehit olacaklarını dahi haber verdi<br />
<br />
35 Acem Padişahı Kisranın ve Rum Padişahı Kayser'in memleketlerinin müslümanların eline geçeceğini ve hazinelerinin Allah yolunda dağıtılacaklarını müjdeledi<br />
<br />
36 Ümmetinden çok kimsenin denizden gazaya gidecelerini ve sahabeden olan Ümmi Hirem ismindeki kadının o gazada bulunacağını haber verdi Hazreti Osman halife iken, müslümanlar gemiler ile Kıbrıs adasına gidip harb ettiler Bu hanım da beraberdi<br />
<br />
37 Resul Aleyhisselam bir gün, yüksek bir yerde oturuyordu Yanındakilere dönerek "Benim gördüğümü siz de görüyor musunuz? Yemin ederim ki evlerinizin arasında sokaklarda meydana gelecek fitneleri görüyorum" Dedi Hazreti Osman'ın şehit edildiiği günlerde ve sonra Yezid zamanında Medine'de büyük fitneler meydana geldi Sokaklarda çok kimsenin kanı döküldü<br />
<br />
38 Bir gün, kendi zevcelerinden birinin halifeye karşı isyan edeceğini haber verdi Hazreti Aişe bu söze gülünce, "Ya Hümeyra, bu sözümü unutma! Bu kadın sen olmayasın" buyurdu Sonra Hazreti Ali'ye dönüp "bunun işi senin eline düşerse kendisine yumuşak davran" dedi 30 sene sonra Hz Aişe, Hz Ali ile harp etti Ve O'na esir düştü Hazreti Ali O'nu ikram ve ihtiram ile Basra'dan Medine'ye gönderdi<br />
<br />
39 Hazreti Muaviye'ye "bir gün ümmetimin üzerine hakim olursan iyilik yapanlara mükafaat et, kötülük edenleri de affeyle" dedi Hazreti Muaviye, Hazreti Osman zamanında Şam'da yirmi sene valilik, sonra yirmi sene de halifelik yaptı<br />
<br />
40 Bir gün "Muaviye hiç mağlup olmaz" buyurdu Nice zaman sonra meydana gelen muharebelerin hiçbirinde mağlup olmadı Hatta Hz Ali Sıffın muharebesinde, bu hadisi işitince, "Eğer önceden işitseydim, Muaviye ile harp etmezdim" dedi<br />
<br />
41 Ammar Bin Yasere "Seni bagi ola kimseler öldürecektir" dedi Hazret-I Ali ile birlikte, Hazreti Muaviye'ye karşı savaşırken şehid oldu<br />
<br />
42 Kızı Fatıma'nın oğlu olan Hasan için "Bu oğlum çok hayırlıdır Allahü Teala, müslümanlardan iki büyük ordunun sulh etmesine bunu sebep yapacaktır" buyurdu Büyük ordu ile haret-I muaviye'ye karşı harp edeceği zaman, fitneyi önlemek, müslümanların kanının dökülmemesi için hakkı olan halifeliği Hazret-I Muaviye'ye teslim etti<br />
<br />
43 Abdullah bin Zübeyr, Resulullah'ın hacamat edilirken çıkan kanını içti Bunu görünce, "İnsanlardan senin başına neler gelecek biliyor musun? Senden de insanlara çok şey gelecek Cehennem ateşi seni yakmaz" buyurdu Abdullah bin Zübeyr Mekke'de halifeliğini ilan edince, Abdülmelik bin Mervan Şamdan Haccacı büyük bir askerle Mekke'ye gönderdiç Abdullah'ı yakalayıp öldürdü<br />
<br />
44 Abdullah İbn-i Abbas'ın annesine bakı, "senin bir oğlun olacak Dğoduğu zaman bana getir!" dedi Çocuğu getirdiklerinde, kulağına ezan ve ikamet okuyup, mübarek tükürüğünden ağzına sürdü İsmini Abdullah koyup annesinin kucağına verdi "Halifelerin babasını al, götür" dedi Çocuğun babası olan hazreti Abbas, bunu işitip, gelip sorunca "evet, böyle söyledim Bu çocuk halifelerin babasıdır Onalar arasında seffaf, mehdi ve İsa Aleyhisselamla namaz kılan bir kimse bulunacaktır" Dedi Abbasi Devletinin başına başına çok halifeler geldi Bunların hepsi, Abdullah bin abbas'ın soyundan oldu<br />
<br />
45 Bir gün "Ümmetim arasında, şii denilen çok kimseler meydana gelecekdir Bunlar, İslam dininden ayrılacaklardır" Buyurdu<br />
<br />
46 Eshabından çok kimseye hayr dualar etmiş, hepsi kabul olunarak faydalarını görmüşlerdir Hazret-I Ali diyor ki; "Resulallah beni Yemen'e kadı olarak göndermek istedi Ya Resulallah! Ben kadılık yapmasını, mahkemede hükm vermesini bilmiyorum dedim Mübarek elini göğsüme koyup "Ya Rabbi! Bunun kalbine doğru şeyleri bildir Hep doğru söylemek nasip eyle!" buyurdu Allaha yemin ederim ki, bana gelen şikayetçilerden doğru olanı hemen anlar, hak üzere hükm ederdim<br />
<br />
47 Resulallah'ın Cennete gideceklerini müjdelediği on kimseye 'Aşere-I Mübeşşere' denir Bunlardan Sa'd bin Ebi Vakkas'a Uhud gazasında éYa Rabbi! Bunun oklarını hedeflerine ulaştır ve dualarını kabul eyle!" dedi Bundan sonra Sa'dın her duası kabul oldu ve her attığı ok düşmana rastladı<br />
<br />
48 Amcasının oğlu Abdullah bin Abbasın alnına mübarek ellerini koyup "Ya Rabbi! Bunu dinde derin alim yap, hakmet sahibi eyle! Kur'an-ı Kerimin bilgilerini kendisine ihsan eyle! Dedi Bundan sonra, bütün ilimlerde ve bilhassa tefsir, hadis ve fıkıh bilgilerinde zamanın bir tanesi oldu Sahabe ve tabi'in herşeyi bundan öğrenirlerdi İslam memleketleri bunun talebeleri ile doldu<br />
<br />
49 Hizmetçilerinden Enes bin Malike "Ya Rabbi, bunun malını ve çocuklarını çok eyle Ömrünü uzun eyle Günahlarını af eyle!" duasını yaptı Zaman geçtikçe, malları, mülkleri çoğaldı Yüz on sene yaşadı Ömrünün sonunda, 'Ya Rabbi, Habibinin benim için yaptığı dualardan üçünü kabul ettin, ihsan ettin! Dördüncüsü olan günahların affedilmesi acaba nasıl olacak' deyince "Dördüncüsünü de kabul ettim Hatırını hoş tut!" sesini işitti<br />
<br />
50 Malik bin Rebiaya "Evladın bereketli olsun!" diyerek dua etti Seksen oğlu oldu<br />
<br />
51 Nabiga ismindeki meşhur şair şiirleinden bir kaçını okuyunca, araplar arasında meşhur olan "Allahü Teala dişlerini dökmesin" duasını söyledi Nabiga yüz yaşına gelmişti Dişleri ak ve berrak, inci gibi dizilmiştir dururdu<br />
<br />
52 Urve bin Cu'd için "Ya Rabbi! Bunun ticaretine bereket ver!" dedi Urve diyor ki, bundan sonra yaptığım ticaretlerin hepsi karlı oldu Hiç zarar etmedim<br />
<br />
53 Kendi kızı Fatıma, birgün yanına geldi Açlıktan benzi sararmıştı Elini göğsüne koyup, "Ey açları doyuran Rabbim! Muhammedin kızı Fatıma'yı aç bırakma!" dedi Fatıma'nın hemen yüzü kanlandı, canladı Ölünceye kadar hiç açlık duymadı<br />
<br />
54 Aşere-I Mübeşşere'den Abdurrahman bin Avfa bereket ile dua etti Malı o kadar çoğaldı ki, dillerde destan oldu<br />
<br />
55 Her Peygamberin duası kabul olur Her peygamber, ümmeti için dünyada düa etti Ben ise, kıyamet günü ümmetime şefaat iznş verilmesi için dua ediyorum İnşallah duam kabul olacak Müşrik olmayanların hepsine şefaat edeceğim" buyurdu<br />
<br />
56 Mekkede bazı kmylerde gidip iman etmeleri için çok uğraştı Kabul etmediler Yusuf Peygamber zamanında Mısırda görülen kıtlık gibi sıkıntı çekmeleri için dua etti O sene oralarda öyle kıtlık oldu ki, leş yediler<br />
<br />
57 Amcası Ebu Lehebin oğlu Uteybe, Resulallah'ın damadı oldupu halde, Resulallaha iman etmed Ve çok üzdü Mübarek kızı Ümmü Gülsüm hatunu boşadı Çirkin şeyler söyledi Buna çok üzülüp "Ya Rabbi! Buna köpeklerinden birini gönder" dedi Uteyybe Şama ticaret için giderken bir gece arkadaşlarının arasında yatıyordu Bir aslan gelip arkadaşlarını koklayıp bıraktı Sıra Uteybeye gelince, onu parçaladı<br />
<br />
58 Bir kimse sol eliyle yemek yiyordu "Sağ el ile ye" dedi Sağ kolum hareket etmiyor diye yalan söyledi "Sağ elin artık hareket etmesin" buyurdu Ölünceye kadar sağ elini ağzına götüremez oldu<br />
<br />
59 Acem padişahı Hüsrev Pervize iman etmesi iin mektup gönderdi Hüsrev mektubu parçaladı ve getiren elçiyi şehid etti Resul aleyhisselam bunu işitince çok üzüldü ve "Ya Rabbi benim mektubumu parçaladığı gibi, onun mülkünü parçala" dedi Resullulah hayattta iken Hüsrevi oğlu Şiruye hançerle parçaladı Hazreti Ömer halife iken, Acem memleketlerinin hepsini müslümanlar fethettiler Hüsrev'in nesli de mülkü de kalmadı<br />
<br />
60 Resul Aleyhisselam, çarşı'da emri maruf ve neyhi münker ederken, nasihat verirken, Mervan'ın babası olan Hakem bin As ismindeki alçak, Resulullahın arkasından gelerek, gözlerini açıp kapar ve yüzünü buruşturu, böylece alay ederdi Resul Alaeyhisselam, arkaya dönüp, onun bu çirkin halini görünce "Kendini gösterdiğin şekilde kal" buyurdu Ölünceye kadar, yüzüz gözü oynak kaldı<br />
<br />
61 Allahu Teala, habibini belalaardan korurdu Ebu Cehl, Resullullahın en büyük düşmanı idi Büyük bir taşı mübarek başına vurmak için kaldırdığı zaman, Resulullahın iki omuzunda birer yılan görerek taş elinden düştü ve kaçtı<br />
<br />
62 Kabe yanında namaz kılarken, yine alçak Ebu Cehl tam zamanındır diyerek, bıçakla üzerine yürümek istedrken, hemen geri dönüp kaçtı Arkadaşları, niçin korktun deyince ' Muhammed ile aramızda ateş dolu bir henden gördüm Bir çok kimseler beni bekliyorlardı Bir adım atsaydım, yakalayıp ateşe atacaklardı Çok korktum' dedi Bunu müslümanlar işitip, Resulullaha sorduklarında "Allahın melekleri onu yakalayıp parçalayacaklardı" Buyurdu<br />
<br />
63 Hücretin üçüncü senesinde Resul Aleyhisselam Kattan Gazvesinde bir ağaç dibinde yanlız yatarken, Dasür isminde bir pehlivan kafir, elinde kılıçla gelip 'seni benden kim kurtarır'dedi Resulullah "Allah kurtarır" dediği zaman, Cebrail ismindeki melek, insan şeklinde görünüp kafirin, göğsüne vurdu Resul aleyhisselam kılcı eline alıp "Seni benden kim kurtarır" dedi 'Beni kurtaracak, senden daha hayırlı kimse yoktur' diye yalvardı Af buyurup serbest bıraktı İmana gelip çok kimselerin de imana gelmesine sebep oldu<br />
<br />
64 Hicretin dödüncü senesinde Beni Nadir'de Resulullah, Yahudilerin kale duvarları altında Eshabı ile konuşurken, bir yahudi büyük bir değirmen taşını yukarıdan atmak istedi Taşa elini uzatınca iki eli çolak oldu<br />
<br />
65 Hicertin dokuzuncu senesinde uzaklardan akın akın gelip iaman ediyorlardı Amir ile Erbed isminde iki kafir gelenler arasına katılıp, Amir Resulullaha imana geldiklerini söylerken Erbed arkaya geçip kılıcını kınından çıkarmak istedi Eli tutmaz oldu Amir karşıdan ne duruyosun diye işaret edince, Resul Aleyhisselam, "Allahü Teala ikinizin zararaında beni korudu" Buyurdu Oradan ayrıldıklarında Amir Erbede niçin sözünde durmadın dedi Oda ne yapayım ki kaç kere kılıcı çekmek istedim Hep seni ikimizin araınsında gördüm dedi Bir kaç gün sonra hava açıkken ansızın bulutlar kapladı Erbede yıldırım düşerek devesiyle birlikte öldü<br />
<br />
66 Resul Aleyhisselam birgün abdest alıp mestlerinden birini giyip ikincisine elini uzatırken bir kuş geldi, mesti kapıp havada silkeledi İçinden bir yılan düştü Sonra kuş mesti yere bıraktı Bugünden sonra ayakkabı giyerken önce silkelemek sünnet oldu<br />
<br />
67 Resul alayhisselam gazalarda ve çöllerde, kendini muhafazaiçin eshabından bekçiler ayırmıştı Maide suresindeki "Allah seni insanların zararından korur" ayeti gelinc, bundan vazgeçti Düşmanlar arasında yanlız dolaşır, yanlız yatar, hiç korkmazdı<br />
<br />
68 Sahabeden Enes bin Malikte Resulullahın bir mendili vardı Bununla mübarek yüzünü silerdi Enes, bununla yüzünü siler, kirlendiği zaman ateşe bırakırdı Kirler yanıp, mendil yanmaz tertemiz olurdu<br />
<br />
69 Bir kuyunu suyunu kova içinden içip kalanını kuyuya döktüler Kuyudan her zaman misk kokusu çıkardı<br />
<br />
70 Utbe bin Ferhat ismindeki bir kimsenin bedeninde kurdeşen denilen hastalık çıktı Resul aleyhisselam, onu soyup ve kendi mübarek ellerine tükürüp, gvdesiyni sıvadı Hasta şifa buldu Bedeni misk gibi kokardı Bu hal uzun zaman devam etti<br />
<br />
71 Selmanı Farisi, hak din aramak için, İrandan çıkıp dünyayı dolaşmaya başladı Bunu bir yerde yakalayıp, Medineli bir yahudiye köle olaraksattılaar Hicrette Resulallah Medineye girerken karşılaştılar Hemen imana geldi Bir kaç sene sonra 300 hurma ağacı ile binaltıyüz dirhem altun ödemek şartı ile azaad edlmesine söz kesti Resulallah bunu işitti Mübarek elleri ile ikiyüzdoksandokuz hurma ağacı dikti Ağaçlar o gün meyve vermeğe başladı Birini Hazreti Ömer dikmişti O meyve vermedi Resulallah bunu çıkarıp yeniden dikti Hemen meyve verdiBir gazada ganimet alınan, yumurta kadar altını Selman'a verdiler Selman Resulallaha gelip bu gayet azdır Bin altıyüz gram gelmez dediMübarek elleine alıp tekrar Selmana verdi Bunu sahibine götür dedi Yarısı ile efedisine olan borcunu ödedi Diğer yarısı dakendine kaldı<br />
<br />
72 Resul Aleyhisselam, bir gün namaz kılarken şeytan gelip namazını bozmak istediğinde, mübarek elleri ile yakaladı Bir daha gelip namazı bozdurmayacağına dair söz alıp serbest bıraktı<br />
<br />
73 Medine'deki münafıklaaırn reisi olan abdullah bin Übey bin Selul, öleceğine yakın Resulallah'I çağırdı Arkanızdaki gömleği bana kefen yapınız diye yalvardı Her istenileni vermek adeti olduğu için, gömleğini ihsan eyledi Cenaze namazını dahi kıldı Medine'de bulunan bin münafık, Resulallahın bu ihsanına hayran kalıp, imana geldiler<br />
<br />
74 İlk zamanlarda Mekkede bulunan Kureyş kafirlerinden Velid Bin Mugire, as bin Vail, Haris bin kays, Esved bin Yagus ve Esved bin Mttalip, Resulallaha cefa ve eziyet etmekte aşırı gidiyorlardı Cebrail aleyhisselam gelip "Seninle alay edenlere cezalarını veririz" Ayetini getirip, seni bunların işkencelerinden kurtarmak için emr olundum dedi Velidin ayağına, ikincisinin ökçesine, üçüncüsünün burnuna, dödüncüsünün başına, beşincisinin gözlerine işaret etti Velidin ayağına bir ok battı Çok kibirli olduğundan eğilerek oku çıkarıp atmak kendine ağır geldi Demiri topuk damarına batp, siyatik hastalığına yakalandı Asın ökçesine diken battı Tulum gibi şişti Harisin burnundan devamlı kan geldi Esved bir ağacın altında neşeli otururken, kafasını ağaca vurup, diğer Esvedde ama olup hepsi helak ldular<br />
<br />
75 Dos kabilesinin reisi Tufeyl, hicretten önce, Mekke'de imana gelmişti Kavmini imana davet için Resulallah bir alamet istedi "Ya rabbi! Buna bir ayet ahsan eyle" buyurdu Tuefyl kabilesine gidince İki kaşı arasında bir nur parladı Tufeyl, 'Ya Rabbi! Bu alameti yüzümden giderip başka be yerinekoy Bunu yüzümde görenlerden bazısı, kendi dinlerinden çıktığım için cezalandırıldığımı zannederler' dedi Duası kabul olup nur yüzünden gitti Elindeki kamçının ucunda kandil gibi parladı Kabilesindekiler zamanla imana geldiler<br />
<br />
76 Biri Maune denilen muharebede kafirler verdikleri sözü bozarak yetmiş Sahabeyi şehid ettiler Bunlar arasında Hazreti Ebu Bekrin kölesi iken azad ettiğ ve ilk iman edenlerden Amir Bin Füheyreyi süngülediklerinde,kafirlein gözü önünde, melekler göğe kaldırdılar Bunu Resulallaha haber verdiklerinde "Onu cennet melekleri defn ettiler ve ruhunu cennete götürdüler" buyurdu<br />
<br />
77 Sahabeden Habib ismindeki zatı, kafirler yakalayıp Mekke'ye götürdüler, astılar Kafirler görsün de sevinsin diyerek sehbadan indirmediler Resul Aleyhisselâm, bunu haber alarak gizlice iki adam gönderip gece ağaçtan aldılar Medineye getirirken, arkalarından yetmiş atlı yetişti Bu iki müslüman, kendilerini kurtarmak için, Habibi yere bıraktılar Yer yarılıp Habib kayboldu Kafirler bu hali görünce dönüp gittiler<br />
<br />
78 Sahabenin büyüklerinden Said bin Muaz, Uhud gazasında yaralandı Bir zaman sonra vefat etti Namazında yetmişbin meleğin bulunduğunu Resulallah bildirdi Kabri kazılırken, her tarafa misk kokusu yayıldı<br />
<br />
79 Hicretin yedinci senesinde Resullullah, Habeş padişahı Necaşiye ve rum İmparatoru Herakliyusa ve Acem padişahı Husreve ve Bizansın Mısırdaki valisi Mukavse ve Şamdaki Valisi Harise ve Umman Sultanı Semameye mektuplar göndererek, hepsini imana davet etti Mektupları götüren elçiler, gittikleri yerin dillerini bilmiyorlardı Ertesi sabah Allahü Tealanın kudreti ile, o dilleri bilip, konuşmaya başladılar<br />
<br />
80 Sahabenin büyüklerinden Zeyd Bin Harise uzak bir yere gidyordu Kira ile tuttuğu katırcısı, tenha bir yerde bunu öldürmek istedi İzin isteyip iki rekat namaz kıldı Sonra üç kereYa Erhamerrahimin dedi Her birini söylerken 'Onu öldürme' sesi geldi Dışarıda adam var sanarak, katırcı dışarı çıkıp içeri girdi Üçüncüsünde, elinde kılıç bulunan bir süvari içeri girip katırcıyı öldürdü Bunun melek olduğu anlaşıldı<br />
<br />
81 Resulallahın zevcelerinden Ümmü Seleme hanımın azad ettiği Sefine ismindeki sahabi, Resulallahın hizmetinden hiç ayrılmazdı Rumlara karşı yapılan savaşta askerden ayrılıp kafirlere esir düştüKaçıp gelirken karşısına korkunç bir aslan çıktı 'Ben Resulallahın hizmetçisiyim' deyip başından geçenleri arslana anlattı Aslan buna yüzünü gözünü sürüp yanımda yürü dedi Düşmandan bir zarar gelmesin diye yanından ayrılmadı İslam askeri görülünce, dönüp gitti<br />
<br />
82 Cehcahi Gaffari isminde birirsi halife olan Hareti Osman'a isyan etti Resulallahın her zaman elinde taşıdığı asâyı dizi ile kırdı Bir sene sonra dizinde sir pençe (Anthrax) denilen hastalığı ölümüne sebep oldu<br />
<br />
83 Hazret-I Muaviye Şamdan haccagelip, Resulallahın Medine'deki mimberi şerifini Şam'a götürmek istedi Mimberi yerinden oynattıklarında, güneş tutuldu Her taraf kararıp, yıldızlar göründü Hazret-I Muaviye korkarak bu arzusundan vazgeçti<br />
<br />
84 Uhud gazasında Ebu Katadenin bir gözü çıkıp yanağı üzerine düştü Resulallaha getirdiler Mübârek eli ile gözünü yerine koyup "Ya Rabbi, gözünü güzel eyle" dedi Bu gözü diğerinden daha güzel oldu Ondan daha kuvvetli görürdü<br />
<br />
85 İyas bin Seleme diyor ki, Hayber gazasında, Resulallah beni gönderip Ali'yi istedi Ali'nin gözleri ağrıyordu Elinden tutup güçlükle getirdim Mübarek parmaklarına tükürüp, Ali'nin gözlerine sürdü Sancağı eline verip, Hayber kapısında döğüşmeye gönderdi Çok zamandır açılamayan kapıyı Hazreti Ali yerinden söktü ve Eshabı Kiram kaleye girdiler<br />
Ebu Bekir Sıddik ( RA) garip bir riya görüp,uykusunda ağlamaya başlarÖyle ağlar ki,evin dışından duyulurBu sırada Ömer bin Hattap ( RA) oradan geçerAğlama sesini duyunca,kapıyı çalarEbu Bekir Sıddik uykusundan uyanıp,kapıya koşar,gözlerinden yaşlar aktığı halde kapıyı açarHazreti Ömer onu görür ve kendisine :<br />
- Bu ağlamak nedir ? diye sorar Ebu Bekir :<br />
- Sahabeleri buraya topla ki,sana anlatayım, der<br />
Bunun üzerine HzÖmer bütün sahabeleri oraya toplarEbu Bekir ( RA) anlatmaya başlar<br />
- Rüyamda kıyametin koptuğunu gördümBir takım insanları,parlayan yıldızlar gibi minberlerin üzerinde buldumMeleğe : " Bunlar kimdir ? " diye sordumMelek :<br />
- Onlar peygamberlerdirHazreti Muhammed Mustafa ( SAS)'i bekliyorlardediBen :<br />
- Muhammed ( SAS) nerededir ? Beni onun yanına götürBen onun hizmetçisi ve sahabelerinden Ebu Bekir'im,dedim<br />
Melek beni onun yanına götürdüOnu Arş'ın altında,sarığını önüne koymuş,sağ elini Arş'a uzatmış,sol elini uzatıp cehennemin kapılarını kapamış bir halde gördümO,bu haliyle şöyle niyazda bulunuyordu :<br />
- Ey Allah'ım,ümmetimi bağışlaOnların içinde alimler,salihler,hacılar,umre yapanlar,gaziler,mücahitler vardır<br />
Böyle niyazda bulunurken,gaipten şöyle bir bir nida geldi :<br />
- Ey Muhammed ( SAS),sen itaat edenleri zikrediyorsun,diğerlerini anmıyorsunZalimleri,şarap içenleri,zina yapanları,faiz yiyebleri,bunlarıda zikret<br />
Bunun üzerine peygamber Aleyhisselam şöyle niyazda bulundu :<br />
- Ey Allah'ım,onlar senin buyurduğun gibidirlerFakat,onlardan hiçbiri sana ortak koşmamıştır,puta tapmamıştır,sana çocuk isnad etmemiştir,Tevhidi bırakmamıştırEy Allah'ım,onlar hakkındaki şefaatımı da kabul buyurOnlara olan merhametimide kendilerine ulaştır,diye yalvardı<br />
Ben kendisine çok acıdığım için :<br />
- Ya Muhammed ( SAS),kendine acı,dedimO :<br />
- Ya Ebu Bekir,ümmetime şefaat etmek için Rab'bime niyazda bulundumRab'bimde kabul buyurdu,dedi<br />
Hazret-i Peygamber'e :<br />
- Hepsinemi,yoksa bazısına mı ? diye sordumTam o anda sen kapıyı çalıp beni uyandırdın ve cevap almaya vakit bırakmadın,ey Hattap oğlu Ömer<br />
Hazret-i Ebu Bekir,Hazret-i Ömer'e böyle söylediği anda bir de bakalrı ki,gaipten bir ses üç kere :<br />
diye sesleniyorHer ikisi de " El-Hamdü Lillah" diyerek şükrettiler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tütün içmek mubah mıdır, haram mıdır?]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1156</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 00:39:31 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1156</guid>
			<description><![CDATA[Dürr-ül-muhtar kitabının beşinci cildinde buyuruluyor ki:<br />
Hanefi âlim İbni Nüceymi Mısri, Eşbah kitabında diyor ki:<br />
Âyet-i kerimede ve hadis-i şeriflerde haram olduğu bildirilmeyen şeyler, aslı üzere helal olur. Veya helal ve haram diye hüküm verilemez. Hanefi ve Şafii âlimlerinin çoğu, böyle şeyler helal olur dedi. İbni Hümam, Tahrir kitabında da böyle söylüyor. Bunun için, Besmele ile kesildiği bilinmeyen hayvana ve zararı görülmeyen ota helal denir. Tütün de böyledir. Âlimlerin çoğuna göre, helaldir. Birkaçına göre ise, hüküm verilemez. [Uyun-ül-besair’de, Hamevi Eşbahı şerh ederken, (Buradan tütün içmenin helal olduğu anlaşılıyor) buyuruyor.]<br />
<br />
Hanefi âlimlerinden, Şam müftüsü, Abdürrahman İmadi, Hediye adındaki kitabında, (Tütün; soğan, sarmısak gibi mekruhtur) buyurdu. İbni Abidin, bu satırları açıklarken buyuruyor ki:<br />
Vehbaniyye şerhinde, (Tütün içmek ve satmak yasak edilmelidir) diyor. [Tütünü yasak eden dördüncü Murad han zamanında bulunan Şernblali de, (Halife mubahları yasak edince haram olur) diyerek, tütün yasak edilmeli demiş, fakat yine de haram veya mekruh dememiştir.]<br />
<br />
Mısır’da, Maliki âlimlerinin büyüklerinden Ali Echüri hazretleri tütünün helal olduğunu bildiren kitap yazıp, dört mezhep âlimlerinin, tütünün helal olduğunu bildiren fetvalarını nakletmiştir.<br />
<br />
Abdülgani Nablüsi hazretleri de tütünün mubah olduğunu bildiren, Essulhu beynelihvan kitabında diyor ki:<br />
Tütün bazılarına zarar verirse, yalnız bunlara haram olur, başkalarına haram olmaz. Bal, safra hastasına zarar verir. Fakat, başkalarına haram değildir. Her şey aslında helaldir. Haram veya mekruh diyebilmek için, delil lazımdır. Şarap habislerin en kötüsü iken ve Resulullah İslamiyetin bildiricisi olduğu halde, şaraba haram demedi. Âyet-i kerime ile yasak edilmesini bekledi. O halde, tütün içmek mubahtır, helaldir. Kokusu ise tab’an mekruhtur. Şer’an mekruh değildir.<br />
<br />
İbni Abidin hazretleri devam ederek buyuruyor ki:<br />
Tütün içmek Şafii’de haram değil, tenzihen mekruhtur. Hatta, zevce tütünü bırakınca, zarar görmezse, meyve gibi olur. Kocasının tütün parası vermesi lazım olur. Tütünü bırakınca, kadın zarar görürse, ilaç gibi olur.<br />
<br />
Tütünü haram sananların vesika olarak ileri sürdükleri, Berika kitabının sahibi Muhammed Hadimi hazretleri diyor ki:Bazıları, (Tütün ve kahve kullanmak da, âdette bid’attir. İkisi de haram değildir ve mekruh da değildir. Doğrusu da budur. Bunlara haram diyen, âdette bid’ati haram etmiş olur) dedi. Bize göre, kahve belki böyledir. Fakat, bunu da, kullanmamak daha iyidir. Çünkü, hakkında söz birliği yoktur. Tütüne gelince, haram olmadığı doğru ise de, mekruh olduğunda şüphe yoktur. Çünkü, helal olmasında söz birliği yoktur. Hadis-i şerifte, (Soğan, sarmısak yiyen, mescidimize gelmesin) buyuruldu. Çünkü, melekler pis kokudan incinir. Cüzzam, baras hastaları, yarası kokanlar, üzeri balık kokanlar da böyledir. Tütünü içmek de bunun için mekruh olur dedi. Salih olan kimse, bu hadis-i şeriften korkarak tütün içmez. (Berika)<br />
<br />
Abdülgani Nablusi hazretleri diyor ki:<br />
Tütün ve kahve için çeşitli şeyler söyleniyor ise de, sözün doğrusu, ikisine de haram ve mekruh dedirtecek bir sebep yoktur. Her ikisi de, (Âdette bid’at)dir. Herhangi bir sebep göstererek bunlara haram diyen kimse, âdette bid’at olan şeye haram demiş olur. Âdette bid’ate haram denilemeyeceğini, cumhuri ulema bildirmiştir. (Hadika s.143)<br />
<br />
İsmail Hakkı hazretleri, ilk zamanlarında tütünün haram olduğunu yazmıştı. Çünkü, sultan Murad, tütün içmeyi yasak etmişti. İçen öldürülüyordu. Bu âlim, tütüne değil, tütün içmeye, idama sebep olduğu için haram demişti. Hükümet, tütün yasağını kaldırdıktan sonra, yazdığı kitabında, tütünün haram olmadığını bildirmiştir. [Bursa’da Orhan kütüphanesinde bu kitap vardır.]<br />
<br />
Maliki âlimlerinden Ali Echüri hazretleri buyuruyor ki:<br />
Tütün, aklı gidermiyor. Necis de değildir. Böyle olunca, tütün içmek haram değildir. Başka türlü zararlara sebep olursa haram olur. Zarar vermeyen kimseye haram değildir. Afyonu, aklı gidermeyecek az miktarda yemek caiz olduğu gibi, tütünü de aklı gidermeyecek miktarda içmek caiz olur. Bu ise, insanlara göre ve içilen miktara göre değişir. Bir kimsenin aklını gideren miktar, başkasının aklını gidermez. Tütün haramdır, diye kesin söylenemez. Bunu ancak din cahili olan söyler. Aklı gidermeyince, helal olduğu anlaşılmaktadır. Tütün, israf olduğu için haramdır da denilemez. Çünkü, mubah olan şeyi almak için verilen mal israf olmaz. Zararlı olduğundan haramdır demek de ilmi bir söz değildir. Çünkü, zarar verene haram olur. Zarar vermeyene haram olmaz. Hanefi âlimlerinden şeyh Muhammed Nihriri, uzman doktorun sözü ile veya tecrübe ile zarar verdiğini anlayan kimseye tütün içmek haram olur. Böyle kesin anlaşılmadıkça, helal olduğuna fetva vermiştir. Tütün hakkında bir hadis yoktur. Hanbeli âlimlerinden Meri bin Yusüf Mukaddisi, Tahkikul-burhan fi-şanid-duhan kitabında, başka zarar vermedikçe tütünün haram olmadığını, ateş dumanını ağza çekmek gibi olduğunu, bunun haram olacağını ise kimsenin bildirmemiş olduğunu yazmaktadır. Yeni meydana çıkan bir şey, mubaha benzerse mubah olur. Harama benzerse haram olur. Aklı olan bir din adamı, tütünü elbet mubahlara benzetir. Zarara sebep olmadıkça haram diyemez. Aklı gidermeyecek kadar tütün içmenin haram olmadığını dört mezhep âlimleri sözbirliği ile bildirmişlerdir. (Gayet-ül-beyan)<br />
<br />
Tütün, aklı giderir veya zarar verirse yahut nafakası vacip olanın nafakasını terke veya namazın vaktini kaçırmaya sebep olursa, haram olur. Başkalarının içmesi haram olmaz. Uyuşturucu maddenin aklı gidermeyen kadar az miktarını satmak da caizdir. (Celal-ül-hak fi keşfi ahvali şiraril-halk)<br />
<br />
Tütün içmek, alkollü içkiler ve afyon, morfin, esrar ve benzerleri uyuşturucu maddeler gibi, haram edilmemiştir. İbni Abidin, (Zebaih) kısmında, (Allahü teâlânın, helal ve haram diye açıklamadığı şey, Allahü teâlânın af ettiği şeylerdendir) hadis-i şerifini yazarak, haram olduğu bildirilmeyen ve haram edilmiş olanlara benzemeyen her şeyin mubah olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Kötü alışkanlık, haram işlemeye alışmak demektir. Haram olmayan şeyi kullanmaya kötü alışkanlık denmez. Boğazına düşkün olanlar, yiyeceğe benzetilemez diyerek de tütünü kötülüyorlar. Tütün bitkisini yakıp, dumanını çekmek, ihtiyaç değil, caiz olmaz diyorlar. Günnük, ud ağacı, tütsü otunu yakıp koklamak mubahtır. Bunlar, yenmez, içilmez, caiz olmaz denemez. Ölülerde ve dirilerde kullanılması sünnet olan şeyi de, yakılıp dumanı savruluyor diye, kötülenemez. Bunlar ve pis kokulu otlar, Araf suresindeki, (Yerden çıkardığı ziynet) kelimesine dahil olunmuştur. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Çok yiyince sarhoş eden katı madde ve otların aslı temizdir, mubahtır.) (Redd-ül-muhtar 5/ 295)<br />
<br />
Bir kimseye zarar veren mubah şey, ona haram olur. Zarar vermediği kimselere haram olmaz. Aşırı içen bazı kimselere zarar verirse, bunların çok içmesi haram olur. Fakat, bunların az içmelerine ve zarar görmeyenlere de haram olur denilemez. Çoğu zarar veren şeyin azı da haram olur demek pek yanlıştır. Her şeyin çoğu zarar verir. Ekmeğin, suyun da çoğu, zarar verir. Bunun içindir ki, doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, çoğu zarar veriyor diye, az yemek, içmek, haram olur mu?<br />
<br />
Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Yemesi, içmesi zararlı olanlar üçe ayrılır:<br />
1- Öldürücü olanlar. Her zehir, cam tozu ve benzerleri böyledir. Bunları yemek, içmek haramdır.<br />
2- Öldürücü olmayanlar. Toprak, çamur, kil ve benzerleri böyledir. Bunları çok yemek, içmek mekruh olup, zararsız miktarları mubahtır.<br />
3- Organlarında zafiyet olanlara zarar verenler. Sağlam olanlara zarar vermezler. Bazı kimselere balık eti, süt, yumurta, biber gibi şeyler zarar verir. Bunlar, yalnız zarar verenlere haram, mekruh olur. Zarar vermeyenlere ise mubahtır. (Hadika)<br />
<br />
Tütüne zararlıdır diyenler üçüncü maddeye dahil ediyorlar. Her içeni öldürücü bir zehir olduğunu bildiren bir ilim adamı yoktur. Tütündeki nikotinden dolayı, günde bir iki sigara içen zehirlenir diyen de yoktur. Çünkü bu söz, havada, boğucu olan karbondioksit gazı bulunduğu için, nefes alan zehirlenir demeye benzer. Nikotinden çok daha zehirli olan siyanür asidi, acı bademde de vardır. Bu zehirden dolayı acı badem yemek haramdır, mekruhtur diyen yoktur. Her şeyi fazla yemek, içmek zararlı olur. Aşırı tütün içmek elbette zararlıdır. Bunun için sigara herkese zararlıdır, kansere sebep olur diyerek, günde 1-2 sigaranın da zararlı olacağını sanmak, bu yüzden haram veya mekruh demek ilme aykırıdır.<br />
Hanefi âlimi seyyid Ahmed Tahtavi diyor ki: Şafii âlimlerinin çoğu, tütüne tenzihen mekruh dedi. Hanefi mezhebinde, soğan, sarmısak gibi tenzihen mekruhtur.(Dürr-ül-muhtar haşiyesi)<br />
<br />
İbni Abidin, abdestin sünnetlerini anlatırken diyor ki:<br />
Pezdevi üsulünde denildiği gibi, haram olduğu açıkça bildirilmeyen her şey, sözbirliği ile mubahtır. Çünkü, Allahü teâlâ Bekara suresinde, (Yerlerde olan her şeyi sizin için yarattım) mealindeki âyet-i kerimede, hepsinin mubah olduğunu bildirmektedir. Tahrir kitabında bildirildiği gibi, Hanefi ve Şafii âlimlerinin çoğunluğuna göre, her şey yaratılışında helaldir. Ekmel-üd-din, (Pezdevi) şerhinde de böyle bildiriyor ve bir şeyin haram olduğunu işitmeyen kimselerin, o şeyi yemesi mubahtır diyor.<br />
İmam-ı Muhammed, (Leş ve şarap, yasak edildikten sonra haram oldu) diyerek, her şeyin aslında mubah olduğunu, yasak edilince haram olduklarını bildiriyor.<br />
<br />
Milyonlarla salih Müslümanın ve halife-i müsliminin, şeyh-ül İslamların kullandığı şeye, kendi aklı ile kötü alışkanlık demek, bunu haramlara benzetmeye kalkışmak, ancak cahillerin yapacağı iştir. İkinci Abdülhamid han tütün içerdi. Kendisine Şemdinan ve İskeçe şehrinden tütün gelirdi. İskeçe, Şemdinan ve Samsun tütünleri, kıyılmış halinde, latif kokmaktadır. Çubuğa koyup içerlerken, etrafa hoş kokusu yayılmaktadır. Bozuk, karışık tütün içerken iyi kokmazsa, halis ve hoş kokulusu kötülenemez. Acı biberi sevmeyen kimse, tatlı biberi, hatta acısını da kötüleyemez. Bunlara mekruh diyemez. Eğer derse, sözünün kıymeti olmaz. Herkes, sevmediği şeye haram, mekruh derse, din-i İslam, Hıristiyanlığa döner. Onun gibi karmakarışık olur.<br />
<br />
Tütünü bırakmak nefs ile mücadele sevabı kazandırmaz. Bedene ihtiyacını vermemek, zulüm olur.<br />
Günah olur. Nefs, ihtiyaca kavuşmakla doymaz. İhtiyaçtan fazlasını ve haramları ister. O halde, nefsle mücadele, haramlardan ve mubahların fazlasından sakınmaktır. Günde bir kere tütün içmemek, nefsle mücadele değildir. Tütünü, sıhhate ve keseye zararlı olacak miktarda fazla içmemek mücadeledir. Yalnız tütün ile değil, bütün mubahlarla da nefs mücadelesinin böyle olması gerekir.<br />
<br />
Tütünü, afyona benzetmek de, onun herkese haram olacağını göstermez. Tersine olarak, zarar yapmayacak kadar az içenlere mekruh bile olmadığını, gösterir. Çünkü müctehidler, afyon gibi uyuşturucu maddeleri, haram olan içkilerden ayırmaktadır.<br />
<br />
Dürr-ül-muhtar 3. cilt, 166.sayfada, (Benc veya Ban otu denilen uyuşturucu otu yemek mubahtır. Çünkü ottur. Bununla sarhoş olmak haramdır) diyor. İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki:<br />
(İmam-ı Muhammede göre, çoğu sarhoş edenin azı da haram olması, sıvı olan içkiler içindir. Böyle olmasaydı, safran, anber gibi, fazlası sarhoş eden birçok katı maddelerin az miktarını yemek de haram olurdu. Bunlara haram diyen hiçbir âlim yoktur. Ban otu ve benzeri zehirli otların necis olduğunu hiçbir âlim bildirmedi. Ban otunun ilaç olarak kullanılması caizdir. Aklı giderip keyif verici olarak kullanılması caiz değildir. İmam-ı Muhammedin sözü sıvı haldeki içkiler içindir. Ban otu ve benzerleri, katı oldukları için, ancak sarhoş olmak için kullanılmaları haram olur. Bu da, çok miktarda kullanılmaları haram olur demektir. Az miktarda kullanılmaları haram olmaz. Mesela, Amber ve benzerlerini koku için ve Skamonya denilen zehirli mahmude otunu müshil olarak kullanmak ve diğer katı zehirli ilaçları az miktarda kullanmak haram olmaz. Caiz olur. Zarar veren çok miktarlarını kullanmak haramdır.) [Redd-ül muhtar]<br />
<br />
Tütün abes de değildir. Abes, faydasız iş yapmaya, boş yere vakit geçirmeye denir. Çalgı ile, oyun ile vakit geçirmek böyledir. Tütün, vakit öldüren bir iş değildir ki, abes denilsin. Tütün içmek, faydalı iş yapmaya mani olmuyor. Tütün içerken kitap okunur. Misafir ile sohbet edilir.<br />
<br />
Büyüklerin yanında, camilerde, vaazlarda, muhterem yerlerde içilmemesi de, haram veya mekruh olacağını göstermez. Büyüklerin yanında yatılmaz. Bunlara ve Kâbe’ye karşı ayak uzatılmaz. Vaazda, derste ekmek bile yenmez. Böyle, birçok yerlerde ve sıkıntı duyanların yanında yapılmayan çok şey vardır ki, başka yerlerde ve yalnız iken hiçbiri haram veya mekruh değildir. Camide alış veriş etmek, yüksek sesle konuşmak, kan aldırmak mekruhtur. Fakat bunlar, cami dışında mekruh değildir.<br />
İhtiyaç deyince yalnız yiyip içecekleri anlamak, pek basit bir görüştür. Bedenin, ruhun çeşitli ihtiyaçları olduğu, din kitaplarında yer almaktadır. Bütün duyu organlarımızın farklı ihtiyaçları olduğu gibi, sinir sisteminin, hatta her organın ayrı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların, ekmek, su gibi önemli olduğu, herkesçe bilinmektedir. Fıkıh kitaplarında, akla gelmeyen, çeşitli ihtiyaçlar görüyoruz. Mesela, Dürr-ül-muhtar’da, (Burnu ve teri silmek için mendil satın almak, ihtiyaç için olursa caizdir. Gösteriş için olursa, tahrimen mekruhtur) diyor.<br />
<br />
Görülüyor ki, bir şeyi kullanmak bile, niyete göre ihtiyaç olmaktadır. Doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, oruç tutmak veya misafiri utandırmamak için olunca, helal, hatta sevap oluyor. Misafire ikram için, haram, helal oluyor da, haram olmayan tütünü ikram etmek neden suç olsun? Tütünü kötüleyenler, bu hücumlarını, keşke, İslamiyet’in haram ettiği şeylere karşı yapsalardı, çok sevap kazanırlardı. İslam’a büyük hizmet etmiş olurlardı. Fakat, şeytan herkesi bir taraftan yakalıyor. Hem İslamiyet’e saldırtıyor, hem de, ibadet yaptığını sanarak, kibre, ucba sürüklüyor. Bunları anlamadan konuşmak, dine de, söz sahibine de kusur getirir. Hissi, yani kendi görüşlerini, dinin emirleri ve yasakları durumunda göstermeye kalkışmak ve yapılan işlerin, helal mi, haram mı olacağını ayırırken taassuba kapılıp, nasslara dayanmamak felakettir.<br />
<br />
Birkaç âlim ise, nafakadan kesilmesi, dumanı ile başkasını rahatsız etmesi, çok içerek bedene zarar vermesi... gibi şartlarda tütüne haram veya mekruh demişlerdir. Yoksa, mücerret [soyut olarak] tütünün içilmesini kötüleyen hiçbir âlim yoktur. El-Ukud-üd-dürriyye’nin ve Hadika ikinci cildinin sonunda, tütünün haram olmadığı vesikalarla ispat edilmiş ve Tahtavi’nin Merakıl-felah haşiyesi, orucu bozanlarda da uzun yazılıdır.<br />
<br />
Şam âlimlerinden Mustafa Rüştünün Tuhfet-ülihvan ma kile fiddühan kitabında, insanın sıhhatini bozan, zarar veren şeyleri ve israfı uzun anlattıktan sonra, tütünün böyle olmadığını bildiriyor. Tütüne haram demek, vera ve takva da olmaz. Vera sahipleri, Allahü teâlânın haram etmediği şeye, haram diyemez diyor. Hanefi âlimlerinden allame Abdüllah bin Muhammed Nihriri ve Şafii âlimlerinden Ali bin Yahya Nevreddin Ziyadi ve Abdürraufi Münavi ve şeyh Ali Şevberi ve şeyh İsmaili Sencidi ve Maliki âlimlerinden allame Külli ve Hanbeli âlimlerinden şeyh Meri, tütünün haram olmadığına fetva vermişlerdir diyor. Zararı ve lüzumu olmayan şey için mubah, zihin durgunluğunu giderip, hafızasını kuvvetlendirene mendub, terk edince zarar verene vacib, kullanınca zarar verene haram, içmek istemeyene, tütün içmesi mekruh olur, diyor. Şarap böyle değildir. Şaraba alışan, tevbe etse, şarabı terk ettiği için hasta olup, ölse, sevap olur.<br />
<br />
Âlimlerin çoğu tütüne mubah demiştir. Mesela Şeyh-ul İslam Ebülbeka, Ahmed bin Ali Hariri, İsmail Meraşi, kadi Abdürrahim, Ganim bin Muhammed Bağdadi, Şeyhul İslam Behai, Muhammed Tarsusi, Muhammed Kehvaki, Mısır âlimlerinden Yusüf Decvi ve Muhammed bin Abdülbaki Zerkani, allame Abdülgani Nablusi, Abdürrahman bin Muhammed İmadi, allame Ali Echüri, Mahmud-i Samini, Osman Bedreddin, seyyid Abdülhakim efendi, büyük âlim, veliyyi kâmil mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyorlar ki:<br />
(Zarar ve alışkanlık yapmayacak kadar az içilen tütüne haram ve mekruh demekten sakınmalı, kesesine ve sıhhatine zarar vermeyecek kadar az içenleri fasık, günahkâr bilmemelidir.)<br />
<br />
Tütün içmek israf mıdır?<br />
İsraf, malı haram olan yere vermektir. Azı da, çoğu da israf olur. Büyük günah olur. İçki ve kumar için vermek böyledir. Sigara haram olsaydı, buna az veya çok verilen para israf olurdu. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(İnsanın bazı arzuları, tabiatından ileri gelmektedir. Hiç kimse bu isteklerden kurtulamaz. Mesela, sıcakta, insanın tabiatı serin bir şey içmek ister. Soğukta, sıcak bir şey ister. Böyle istekleri yapmak nefse uymak değildir. Çünkü, tabiatımızın zaruri istekleri mubahtır. Bu ihtiyaç maddelerini lazım olduğu kadar kullanmak sünnettir. Çünkü, bu tabii istekler nefsi emmarenin arzularının dışındadır. Nefs, mubahların lüzumundan fazlasını ve haramları ister.) [Mektubat 3/27]<br />
<br />
Malı, ihtiyaç olan mubahlara harcamak israf değildir. Günah olmaz. Sigaraya alışmış kimsenin tabiatı ekmek ister gibi, tütünü istiyor. Böyle kimsenin, ihtiyacı kadar kullanması israf olmaz.<br />
<br />
Tab’an mekruh<br />
Alıntı:<br />
Sual: Tab’an mekruh ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Tab’an mekruh, insanın tabiatına çirkin gelen, tiksindiren şey demektir. Çiğ soğan ve sarımsak yemek gibi. Bunları yemek mubah, yani dinen mekruh değildir. Kokusu rahatsız ettiği için, tab’an mekruhtur. Dinen mekruh değildir.<br />
<br />
Muz, kivi ve sigara<br />
Alıntı:<br />
Sual: Kur’anda ve hadiste, sigaranın mubah olduğuna dair bir delil var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde mubah olan şey için delil aranmaz. Haram olan şey için delil sorulur. Mesela muzun, kivinin mubah olduğu Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde olmaz.<br />
<br />
Sigara<br />
Alıntı:<br />
Sual: Tam İlmihal’de sigaraya mubah deniyormuş. Öyle midir?<br />
CEVAP<br />
Tam İlmihal nakle dayanır. Tütün bahsinde de âlimlerden nakil yapılmıştır. Tam İlmihale itiraz eden oradaki âlimlere itiraz ediyor demektir.<br />
<br />
Tam İlmihal’de diyor ki:<br />
Tütüne haram diyen birkaç âlim ve mekruh diyenler oldu. Dikkat edilirse, bütün bu kitaplarda, tütünün haram olmasında bazı şartlar bildirilmekte, haram olmasını (Nafakadan kesilmesi, dumanı ile başkasını rahatsız etmesi, çok içerek bedene zarar vermesi... gibi şeylere) bağlanmakta, bu şartlar için kötülenmektedir. Yoksa, mücerret tütünün içilmesini kötüleyen hiçbir âlim yoktur. O halde, sigara içmenin kötülenmesine sebep olan şartları taşımayan bir kimsenin az miktarda tütün içmesine, haram ve mekruh denmemiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dürr-ül-muhtar kitabının beşinci cildinde buyuruluyor ki:<br />
Hanefi âlim İbni Nüceymi Mısri, Eşbah kitabında diyor ki:<br />
Âyet-i kerimede ve hadis-i şeriflerde haram olduğu bildirilmeyen şeyler, aslı üzere helal olur. Veya helal ve haram diye hüküm verilemez. Hanefi ve Şafii âlimlerinin çoğu, böyle şeyler helal olur dedi. İbni Hümam, Tahrir kitabında da böyle söylüyor. Bunun için, Besmele ile kesildiği bilinmeyen hayvana ve zararı görülmeyen ota helal denir. Tütün de böyledir. Âlimlerin çoğuna göre, helaldir. Birkaçına göre ise, hüküm verilemez. [Uyun-ül-besair’de, Hamevi Eşbahı şerh ederken, (Buradan tütün içmenin helal olduğu anlaşılıyor) buyuruyor.]<br />
<br />
Hanefi âlimlerinden, Şam müftüsü, Abdürrahman İmadi, Hediye adındaki kitabında, (Tütün; soğan, sarmısak gibi mekruhtur) buyurdu. İbni Abidin, bu satırları açıklarken buyuruyor ki:<br />
Vehbaniyye şerhinde, (Tütün içmek ve satmak yasak edilmelidir) diyor. [Tütünü yasak eden dördüncü Murad han zamanında bulunan Şernblali de, (Halife mubahları yasak edince haram olur) diyerek, tütün yasak edilmeli demiş, fakat yine de haram veya mekruh dememiştir.]<br />
<br />
Mısır’da, Maliki âlimlerinin büyüklerinden Ali Echüri hazretleri tütünün helal olduğunu bildiren kitap yazıp, dört mezhep âlimlerinin, tütünün helal olduğunu bildiren fetvalarını nakletmiştir.<br />
<br />
Abdülgani Nablüsi hazretleri de tütünün mubah olduğunu bildiren, Essulhu beynelihvan kitabında diyor ki:<br />
Tütün bazılarına zarar verirse, yalnız bunlara haram olur, başkalarına haram olmaz. Bal, safra hastasına zarar verir. Fakat, başkalarına haram değildir. Her şey aslında helaldir. Haram veya mekruh diyebilmek için, delil lazımdır. Şarap habislerin en kötüsü iken ve Resulullah İslamiyetin bildiricisi olduğu halde, şaraba haram demedi. Âyet-i kerime ile yasak edilmesini bekledi. O halde, tütün içmek mubahtır, helaldir. Kokusu ise tab’an mekruhtur. Şer’an mekruh değildir.<br />
<br />
İbni Abidin hazretleri devam ederek buyuruyor ki:<br />
Tütün içmek Şafii’de haram değil, tenzihen mekruhtur. Hatta, zevce tütünü bırakınca, zarar görmezse, meyve gibi olur. Kocasının tütün parası vermesi lazım olur. Tütünü bırakınca, kadın zarar görürse, ilaç gibi olur.<br />
<br />
Tütünü haram sananların vesika olarak ileri sürdükleri, Berika kitabının sahibi Muhammed Hadimi hazretleri diyor ki:Bazıları, (Tütün ve kahve kullanmak da, âdette bid’attir. İkisi de haram değildir ve mekruh da değildir. Doğrusu da budur. Bunlara haram diyen, âdette bid’ati haram etmiş olur) dedi. Bize göre, kahve belki böyledir. Fakat, bunu da, kullanmamak daha iyidir. Çünkü, hakkında söz birliği yoktur. Tütüne gelince, haram olmadığı doğru ise de, mekruh olduğunda şüphe yoktur. Çünkü, helal olmasında söz birliği yoktur. Hadis-i şerifte, (Soğan, sarmısak yiyen, mescidimize gelmesin) buyuruldu. Çünkü, melekler pis kokudan incinir. Cüzzam, baras hastaları, yarası kokanlar, üzeri balık kokanlar da böyledir. Tütünü içmek de bunun için mekruh olur dedi. Salih olan kimse, bu hadis-i şeriften korkarak tütün içmez. (Berika)<br />
<br />
Abdülgani Nablusi hazretleri diyor ki:<br />
Tütün ve kahve için çeşitli şeyler söyleniyor ise de, sözün doğrusu, ikisine de haram ve mekruh dedirtecek bir sebep yoktur. Her ikisi de, (Âdette bid’at)dir. Herhangi bir sebep göstererek bunlara haram diyen kimse, âdette bid’at olan şeye haram demiş olur. Âdette bid’ate haram denilemeyeceğini, cumhuri ulema bildirmiştir. (Hadika s.143)<br />
<br />
İsmail Hakkı hazretleri, ilk zamanlarında tütünün haram olduğunu yazmıştı. Çünkü, sultan Murad, tütün içmeyi yasak etmişti. İçen öldürülüyordu. Bu âlim, tütüne değil, tütün içmeye, idama sebep olduğu için haram demişti. Hükümet, tütün yasağını kaldırdıktan sonra, yazdığı kitabında, tütünün haram olmadığını bildirmiştir. [Bursa’da Orhan kütüphanesinde bu kitap vardır.]<br />
<br />
Maliki âlimlerinden Ali Echüri hazretleri buyuruyor ki:<br />
Tütün, aklı gidermiyor. Necis de değildir. Böyle olunca, tütün içmek haram değildir. Başka türlü zararlara sebep olursa haram olur. Zarar vermeyen kimseye haram değildir. Afyonu, aklı gidermeyecek az miktarda yemek caiz olduğu gibi, tütünü de aklı gidermeyecek miktarda içmek caiz olur. Bu ise, insanlara göre ve içilen miktara göre değişir. Bir kimsenin aklını gideren miktar, başkasının aklını gidermez. Tütün haramdır, diye kesin söylenemez. Bunu ancak din cahili olan söyler. Aklı gidermeyince, helal olduğu anlaşılmaktadır. Tütün, israf olduğu için haramdır da denilemez. Çünkü, mubah olan şeyi almak için verilen mal israf olmaz. Zararlı olduğundan haramdır demek de ilmi bir söz değildir. Çünkü, zarar verene haram olur. Zarar vermeyene haram olmaz. Hanefi âlimlerinden şeyh Muhammed Nihriri, uzman doktorun sözü ile veya tecrübe ile zarar verdiğini anlayan kimseye tütün içmek haram olur. Böyle kesin anlaşılmadıkça, helal olduğuna fetva vermiştir. Tütün hakkında bir hadis yoktur. Hanbeli âlimlerinden Meri bin Yusüf Mukaddisi, Tahkikul-burhan fi-şanid-duhan kitabında, başka zarar vermedikçe tütünün haram olmadığını, ateş dumanını ağza çekmek gibi olduğunu, bunun haram olacağını ise kimsenin bildirmemiş olduğunu yazmaktadır. Yeni meydana çıkan bir şey, mubaha benzerse mubah olur. Harama benzerse haram olur. Aklı olan bir din adamı, tütünü elbet mubahlara benzetir. Zarara sebep olmadıkça haram diyemez. Aklı gidermeyecek kadar tütün içmenin haram olmadığını dört mezhep âlimleri sözbirliği ile bildirmişlerdir. (Gayet-ül-beyan)<br />
<br />
Tütün, aklı giderir veya zarar verirse yahut nafakası vacip olanın nafakasını terke veya namazın vaktini kaçırmaya sebep olursa, haram olur. Başkalarının içmesi haram olmaz. Uyuşturucu maddenin aklı gidermeyen kadar az miktarını satmak da caizdir. (Celal-ül-hak fi keşfi ahvali şiraril-halk)<br />
<br />
Tütün içmek, alkollü içkiler ve afyon, morfin, esrar ve benzerleri uyuşturucu maddeler gibi, haram edilmemiştir. İbni Abidin, (Zebaih) kısmında, (Allahü teâlânın, helal ve haram diye açıklamadığı şey, Allahü teâlânın af ettiği şeylerdendir) hadis-i şerifini yazarak, haram olduğu bildirilmeyen ve haram edilmiş olanlara benzemeyen her şeyin mubah olduğunu göstermektedir.<br />
<br />
Kötü alışkanlık, haram işlemeye alışmak demektir. Haram olmayan şeyi kullanmaya kötü alışkanlık denmez. Boğazına düşkün olanlar, yiyeceğe benzetilemez diyerek de tütünü kötülüyorlar. Tütün bitkisini yakıp, dumanını çekmek, ihtiyaç değil, caiz olmaz diyorlar. Günnük, ud ağacı, tütsü otunu yakıp koklamak mubahtır. Bunlar, yenmez, içilmez, caiz olmaz denemez. Ölülerde ve dirilerde kullanılması sünnet olan şeyi de, yakılıp dumanı savruluyor diye, kötülenemez. Bunlar ve pis kokulu otlar, Araf suresindeki, (Yerden çıkardığı ziynet) kelimesine dahil olunmuştur. İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Çok yiyince sarhoş eden katı madde ve otların aslı temizdir, mubahtır.) (Redd-ül-muhtar 5/ 295)<br />
<br />
Bir kimseye zarar veren mubah şey, ona haram olur. Zarar vermediği kimselere haram olmaz. Aşırı içen bazı kimselere zarar verirse, bunların çok içmesi haram olur. Fakat, bunların az içmelerine ve zarar görmeyenlere de haram olur denilemez. Çoğu zarar veren şeyin azı da haram olur demek pek yanlıştır. Her şeyin çoğu zarar verir. Ekmeğin, suyun da çoğu, zarar verir. Bunun içindir ki, doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, çoğu zarar veriyor diye, az yemek, içmek, haram olur mu?<br />
<br />
Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:<br />
Yemesi, içmesi zararlı olanlar üçe ayrılır:<br />
1- Öldürücü olanlar. Her zehir, cam tozu ve benzerleri böyledir. Bunları yemek, içmek haramdır.<br />
2- Öldürücü olmayanlar. Toprak, çamur, kil ve benzerleri böyledir. Bunları çok yemek, içmek mekruh olup, zararsız miktarları mubahtır.<br />
3- Organlarında zafiyet olanlara zarar verenler. Sağlam olanlara zarar vermezler. Bazı kimselere balık eti, süt, yumurta, biber gibi şeyler zarar verir. Bunlar, yalnız zarar verenlere haram, mekruh olur. Zarar vermeyenlere ise mubahtır. (Hadika)<br />
<br />
Tütüne zararlıdır diyenler üçüncü maddeye dahil ediyorlar. Her içeni öldürücü bir zehir olduğunu bildiren bir ilim adamı yoktur. Tütündeki nikotinden dolayı, günde bir iki sigara içen zehirlenir diyen de yoktur. Çünkü bu söz, havada, boğucu olan karbondioksit gazı bulunduğu için, nefes alan zehirlenir demeye benzer. Nikotinden çok daha zehirli olan siyanür asidi, acı bademde de vardır. Bu zehirden dolayı acı badem yemek haramdır, mekruhtur diyen yoktur. Her şeyi fazla yemek, içmek zararlı olur. Aşırı tütün içmek elbette zararlıdır. Bunun için sigara herkese zararlıdır, kansere sebep olur diyerek, günde 1-2 sigaranın da zararlı olacağını sanmak, bu yüzden haram veya mekruh demek ilme aykırıdır.<br />
Hanefi âlimi seyyid Ahmed Tahtavi diyor ki: Şafii âlimlerinin çoğu, tütüne tenzihen mekruh dedi. Hanefi mezhebinde, soğan, sarmısak gibi tenzihen mekruhtur.(Dürr-ül-muhtar haşiyesi)<br />
<br />
İbni Abidin, abdestin sünnetlerini anlatırken diyor ki:<br />
Pezdevi üsulünde denildiği gibi, haram olduğu açıkça bildirilmeyen her şey, sözbirliği ile mubahtır. Çünkü, Allahü teâlâ Bekara suresinde, (Yerlerde olan her şeyi sizin için yarattım) mealindeki âyet-i kerimede, hepsinin mubah olduğunu bildirmektedir. Tahrir kitabında bildirildiği gibi, Hanefi ve Şafii âlimlerinin çoğunluğuna göre, her şey yaratılışında helaldir. Ekmel-üd-din, (Pezdevi) şerhinde de böyle bildiriyor ve bir şeyin haram olduğunu işitmeyen kimselerin, o şeyi yemesi mubahtır diyor.<br />
İmam-ı Muhammed, (Leş ve şarap, yasak edildikten sonra haram oldu) diyerek, her şeyin aslında mubah olduğunu, yasak edilince haram olduklarını bildiriyor.<br />
<br />
Milyonlarla salih Müslümanın ve halife-i müsliminin, şeyh-ül İslamların kullandığı şeye, kendi aklı ile kötü alışkanlık demek, bunu haramlara benzetmeye kalkışmak, ancak cahillerin yapacağı iştir. İkinci Abdülhamid han tütün içerdi. Kendisine Şemdinan ve İskeçe şehrinden tütün gelirdi. İskeçe, Şemdinan ve Samsun tütünleri, kıyılmış halinde, latif kokmaktadır. Çubuğa koyup içerlerken, etrafa hoş kokusu yayılmaktadır. Bozuk, karışık tütün içerken iyi kokmazsa, halis ve hoş kokulusu kötülenemez. Acı biberi sevmeyen kimse, tatlı biberi, hatta acısını da kötüleyemez. Bunlara mekruh diyemez. Eğer derse, sözünün kıymeti olmaz. Herkes, sevmediği şeye haram, mekruh derse, din-i İslam, Hıristiyanlığa döner. Onun gibi karmakarışık olur.<br />
<br />
Tütünü bırakmak nefs ile mücadele sevabı kazandırmaz. Bedene ihtiyacını vermemek, zulüm olur.<br />
Günah olur. Nefs, ihtiyaca kavuşmakla doymaz. İhtiyaçtan fazlasını ve haramları ister. O halde, nefsle mücadele, haramlardan ve mubahların fazlasından sakınmaktır. Günde bir kere tütün içmemek, nefsle mücadele değildir. Tütünü, sıhhate ve keseye zararlı olacak miktarda fazla içmemek mücadeledir. Yalnız tütün ile değil, bütün mubahlarla da nefs mücadelesinin böyle olması gerekir.<br />
<br />
Tütünü, afyona benzetmek de, onun herkese haram olacağını göstermez. Tersine olarak, zarar yapmayacak kadar az içenlere mekruh bile olmadığını, gösterir. Çünkü müctehidler, afyon gibi uyuşturucu maddeleri, haram olan içkilerden ayırmaktadır.<br />
<br />
Dürr-ül-muhtar 3. cilt, 166.sayfada, (Benc veya Ban otu denilen uyuşturucu otu yemek mubahtır. Çünkü ottur. Bununla sarhoş olmak haramdır) diyor. İbni Abidin hazretleri bunu açıklarken buyuruyor ki:<br />
(İmam-ı Muhammede göre, çoğu sarhoş edenin azı da haram olması, sıvı olan içkiler içindir. Böyle olmasaydı, safran, anber gibi, fazlası sarhoş eden birçok katı maddelerin az miktarını yemek de haram olurdu. Bunlara haram diyen hiçbir âlim yoktur. Ban otu ve benzeri zehirli otların necis olduğunu hiçbir âlim bildirmedi. Ban otunun ilaç olarak kullanılması caizdir. Aklı giderip keyif verici olarak kullanılması caiz değildir. İmam-ı Muhammedin sözü sıvı haldeki içkiler içindir. Ban otu ve benzerleri, katı oldukları için, ancak sarhoş olmak için kullanılmaları haram olur. Bu da, çok miktarda kullanılmaları haram olur demektir. Az miktarda kullanılmaları haram olmaz. Mesela, Amber ve benzerlerini koku için ve Skamonya denilen zehirli mahmude otunu müshil olarak kullanmak ve diğer katı zehirli ilaçları az miktarda kullanmak haram olmaz. Caiz olur. Zarar veren çok miktarlarını kullanmak haramdır.) [Redd-ül muhtar]<br />
<br />
Tütün abes de değildir. Abes, faydasız iş yapmaya, boş yere vakit geçirmeye denir. Çalgı ile, oyun ile vakit geçirmek böyledir. Tütün, vakit öldüren bir iş değildir ki, abes denilsin. Tütün içmek, faydalı iş yapmaya mani olmuyor. Tütün içerken kitap okunur. Misafir ile sohbet edilir.<br />
<br />
Büyüklerin yanında, camilerde, vaazlarda, muhterem yerlerde içilmemesi de, haram veya mekruh olacağını göstermez. Büyüklerin yanında yatılmaz. Bunlara ve Kâbe’ye karşı ayak uzatılmaz. Vaazda, derste ekmek bile yenmez. Böyle, birçok yerlerde ve sıkıntı duyanların yanında yapılmayan çok şey vardır ki, başka yerlerde ve yalnız iken hiçbiri haram veya mekruh değildir. Camide alış veriş etmek, yüksek sesle konuşmak, kan aldırmak mekruhtur. Fakat bunlar, cami dışında mekruh değildir.<br />
İhtiyaç deyince yalnız yiyip içecekleri anlamak, pek basit bir görüştür. Bedenin, ruhun çeşitli ihtiyaçları olduğu, din kitaplarında yer almaktadır. Bütün duyu organlarımızın farklı ihtiyaçları olduğu gibi, sinir sisteminin, hatta her organın ayrı ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçların, ekmek, su gibi önemli olduğu, herkesçe bilinmektedir. Fıkıh kitaplarında, akla gelmeyen, çeşitli ihtiyaçlar görüyoruz. Mesela, Dürr-ül-muhtar’da, (Burnu ve teri silmek için mendil satın almak, ihtiyaç için olursa caizdir. Gösteriş için olursa, tahrimen mekruhtur) diyor.<br />
<br />
Görülüyor ki, bir şeyi kullanmak bile, niyete göre ihtiyaç olmaktadır. Doyduktan sonra yemek haramdır. Fakat, oruç tutmak veya misafiri utandırmamak için olunca, helal, hatta sevap oluyor. Misafire ikram için, haram, helal oluyor da, haram olmayan tütünü ikram etmek neden suç olsun? Tütünü kötüleyenler, bu hücumlarını, keşke, İslamiyet’in haram ettiği şeylere karşı yapsalardı, çok sevap kazanırlardı. İslam’a büyük hizmet etmiş olurlardı. Fakat, şeytan herkesi bir taraftan yakalıyor. Hem İslamiyet’e saldırtıyor, hem de, ibadet yaptığını sanarak, kibre, ucba sürüklüyor. Bunları anlamadan konuşmak, dine de, söz sahibine de kusur getirir. Hissi, yani kendi görüşlerini, dinin emirleri ve yasakları durumunda göstermeye kalkışmak ve yapılan işlerin, helal mi, haram mı olacağını ayırırken taassuba kapılıp, nasslara dayanmamak felakettir.<br />
<br />
Birkaç âlim ise, nafakadan kesilmesi, dumanı ile başkasını rahatsız etmesi, çok içerek bedene zarar vermesi... gibi şartlarda tütüne haram veya mekruh demişlerdir. Yoksa, mücerret [soyut olarak] tütünün içilmesini kötüleyen hiçbir âlim yoktur. El-Ukud-üd-dürriyye’nin ve Hadika ikinci cildinin sonunda, tütünün haram olmadığı vesikalarla ispat edilmiş ve Tahtavi’nin Merakıl-felah haşiyesi, orucu bozanlarda da uzun yazılıdır.<br />
<br />
Şam âlimlerinden Mustafa Rüştünün Tuhfet-ülihvan ma kile fiddühan kitabında, insanın sıhhatini bozan, zarar veren şeyleri ve israfı uzun anlattıktan sonra, tütünün böyle olmadığını bildiriyor. Tütüne haram demek, vera ve takva da olmaz. Vera sahipleri, Allahü teâlânın haram etmediği şeye, haram diyemez diyor. Hanefi âlimlerinden allame Abdüllah bin Muhammed Nihriri ve Şafii âlimlerinden Ali bin Yahya Nevreddin Ziyadi ve Abdürraufi Münavi ve şeyh Ali Şevberi ve şeyh İsmaili Sencidi ve Maliki âlimlerinden allame Külli ve Hanbeli âlimlerinden şeyh Meri, tütünün haram olmadığına fetva vermişlerdir diyor. Zararı ve lüzumu olmayan şey için mubah, zihin durgunluğunu giderip, hafızasını kuvvetlendirene mendub, terk edince zarar verene vacib, kullanınca zarar verene haram, içmek istemeyene, tütün içmesi mekruh olur, diyor. Şarap böyle değildir. Şaraba alışan, tevbe etse, şarabı terk ettiği için hasta olup, ölse, sevap olur.<br />
<br />
Âlimlerin çoğu tütüne mubah demiştir. Mesela Şeyh-ul İslam Ebülbeka, Ahmed bin Ali Hariri, İsmail Meraşi, kadi Abdürrahim, Ganim bin Muhammed Bağdadi, Şeyhul İslam Behai, Muhammed Tarsusi, Muhammed Kehvaki, Mısır âlimlerinden Yusüf Decvi ve Muhammed bin Abdülbaki Zerkani, allame Abdülgani Nablusi, Abdürrahman bin Muhammed İmadi, allame Ali Echüri, Mahmud-i Samini, Osman Bedreddin, seyyid Abdülhakim efendi, büyük âlim, veliyyi kâmil mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri buyuruyorlar ki:<br />
(Zarar ve alışkanlık yapmayacak kadar az içilen tütüne haram ve mekruh demekten sakınmalı, kesesine ve sıhhatine zarar vermeyecek kadar az içenleri fasık, günahkâr bilmemelidir.)<br />
<br />
Tütün içmek israf mıdır?<br />
İsraf, malı haram olan yere vermektir. Azı da, çoğu da israf olur. Büyük günah olur. İçki ve kumar için vermek böyledir. Sigara haram olsaydı, buna az veya çok verilen para israf olurdu. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(İnsanın bazı arzuları, tabiatından ileri gelmektedir. Hiç kimse bu isteklerden kurtulamaz. Mesela, sıcakta, insanın tabiatı serin bir şey içmek ister. Soğukta, sıcak bir şey ister. Böyle istekleri yapmak nefse uymak değildir. Çünkü, tabiatımızın zaruri istekleri mubahtır. Bu ihtiyaç maddelerini lazım olduğu kadar kullanmak sünnettir. Çünkü, bu tabii istekler nefsi emmarenin arzularının dışındadır. Nefs, mubahların lüzumundan fazlasını ve haramları ister.) [Mektubat 3/27]<br />
<br />
Malı, ihtiyaç olan mubahlara harcamak israf değildir. Günah olmaz. Sigaraya alışmış kimsenin tabiatı ekmek ister gibi, tütünü istiyor. Böyle kimsenin, ihtiyacı kadar kullanması israf olmaz.<br />
<br />
Tab’an mekruh<br />
Alıntı:<br />
Sual: Tab’an mekruh ne demektir?<br />
CEVAP<br />
Tab’an mekruh, insanın tabiatına çirkin gelen, tiksindiren şey demektir. Çiğ soğan ve sarımsak yemek gibi. Bunları yemek mubah, yani dinen mekruh değildir. Kokusu rahatsız ettiği için, tab’an mekruhtur. Dinen mekruh değildir.<br />
<br />
Muz, kivi ve sigara<br />
Alıntı:<br />
Sual: Kur’anda ve hadiste, sigaranın mubah olduğuna dair bir delil var mıdır?<br />
CEVAP<br />
Dinimizde mubah olan şey için delil aranmaz. Haram olan şey için delil sorulur. Mesela muzun, kivinin mubah olduğu Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde olmaz.<br />
<br />
Sigara<br />
Alıntı:<br />
Sual: Tam İlmihal’de sigaraya mubah deniyormuş. Öyle midir?<br />
CEVAP<br />
Tam İlmihal nakle dayanır. Tütün bahsinde de âlimlerden nakil yapılmıştır. Tam İlmihale itiraz eden oradaki âlimlere itiraz ediyor demektir.<br />
<br />
Tam İlmihal’de diyor ki:<br />
Tütüne haram diyen birkaç âlim ve mekruh diyenler oldu. Dikkat edilirse, bütün bu kitaplarda, tütünün haram olmasında bazı şartlar bildirilmekte, haram olmasını (Nafakadan kesilmesi, dumanı ile başkasını rahatsız etmesi, çok içerek bedene zarar vermesi... gibi şeylere) bağlanmakta, bu şartlar için kötülenmektedir. Yoksa, mücerret tütünün içilmesini kötüleyen hiçbir âlim yoktur. O halde, sigara içmenin kötülenmesine sebep olan şartları taşımayan bir kimsenin az miktarda tütün içmesine, haram ve mekruh denmemiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şule Yüksel Şenler: Erkekler omuzlamadı]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1155</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 00:36:38 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1155</guid>
			<description><![CDATA[Başörtüsünü genç kızların gündemine sokan Şule Yüksel Şenler, özgürlük mücadelesinin başladığı günlerden bu yana 'tesettürün içinin boşaltıldığını' ve 'erkeklerin destek vermediğini' belirtiyor.<br />
<br />
Emeti Saruhan'ın röportajı<br />
<br />
Türkiye'de birçok genç kızın başını örtmesine vesile olan ünlü yazar, bu soruna erkeklerin yeterince omuz vermediğinden de muzdarip: "Her şeyde tepkisiz kalındı. O saf duygular kalmadı artık..." 'Hidayet romanları' silsilesini başlatan kitaplardan 'Huzur Sokağı'nın yazarı Şenler, üniversiteye başörtüsü ile girdiği için okuldan atılan ilk öğrenci olan Hatice Babacan'ı ikna için 'elastiki' bir ifade kullanmış. Şenler, "İstanbul'daki öğrenciler okula başörtüleriyle geliyorlar" deyince, Babacan, derslere de başörtüsüyle girdiklerini düşünerek cesaret bulmuş.<br />
- Başörtüsü için yola çıktığınız mücadelede arkanızda dernek, vakıf, siyasi parti vs. yoktu. Arkanıza böyle bir güç alsaydınız daha güçlü hissetmez miydiniz?<br />
O öyle bir dönemdi ki bırakın dernek, vakıf, omuz veren, dayanacağım kimse bile yoktu. Ne maddi ne manevi... Gerçi maddi destek veren olsa bile kabul etmezdim. Çünkü ben bunu emr-i bil maruf, nehy-i anil münker için yapıyordum. Hakikaten anlatılması çok zor.<br />
- Tek başına bir genç kız ve çok yoğun baskı var. Benim aklım almıyor. Nasıl bir cesaret?<br />
Öyle bir inanarak harekete geçtim ki "Ben bu tabuları yıkacağım. Sonu idam da olsa, başıma ne gelirse gelsin yılmayacağım" diye... Şaşkınlık içindeydim, çünkü gerçekler açık açık konuşulmuyordu. Rahmetli Necip Fazıl Üstadımız, Allah ondan defalarca kez razı olsun, konferanslarına gider dinlerdik. Gençleri heyecanlandıracak dava aşkı ile coşturacak o kadar güzel bir ruhu var ki, zaten bende de o ruh var. Fakat baktım o ve daha onun gibi birçok ilim adamları konferanslar veriyor ama ameli mevzularda hiçbir kelime yok. Necip Fazıl hiç kimsenin yapamadığı bir şeyi yaptı. Fakat bu tesettür ve İslam'da kadının sosyal hayattaki yeri mevzuları hep muallakta. Kimse bahsetmiyor.<br />
- Ameli mevzuları kimse anlatmayınca 'ben anlatayım' mı dediniz?<br />
Kimse yerinden oynamıyor. Ben bu ruhumdaki infiali yazılarıma yansıtıyorum. "Neden, neden çıkıp konuşmuyorlar, neden anlatmıyorlar? Halkımızı böyle geleneksel İslam'la, cehaletleriyle başbaşa bırakıyorlar? Neden kadınlarımız aşağılık kompleksi içinde tesettürden bucak bucak kaçıyor?" Köydeki kadınlar, hizmetçiler, hademeler örtüyor diye.<br />
SAKALLI HOCALARA KIZARDIM<br />
- Şehirde başörtülü kişi çok azmış. Nasıl bu kadar kopartılabilmişiz köklerimizden?<br />
O günleri yaşayan bir kişi olarak ben de inanamıyorum. Ama uydurma tarihlerle, birçok şeyi ters göstererek insanları kandırdılar. Biz de öyle yetiştik, sakallı bıyıklı hocalara müthiş kızardık 'gerici, yobaz' diye... Birçok gerçeği öğrendikten sonra "Madem gerçekler böyle, neden kitaplarda kalıyor? Okuyanlarda bir infial meydana gelip de ayaklanmıyorlar?" diyordum. İnanın bunu övünmek için söylemiyorum. O gün ben nasıl hayretler içinde kaldıysam, bugün siz de hayret içindesiniz. Onun için ihtiyaçlarına cevap veren, ayetlerle bilgilendiren biri olunca millet birdenbire bu kadar ayağa kalktı.<br />
- Nelerden bahsediyordunuz konferanslarınızda?<br />
Her mevzuda ayetler ve hadislerle. Hatta tesettür ayetini her konferansımda sorardım. "Kur'an-ı Kerim'de örtünmeyle ilgili ayetler olduğunu biliyor musunuz?" diye. "Hayır bilmiyoruz" derlerdi. "Niçin örtünüyorsunuz o zaman?" İşte "gelenek görenek", "Allah'ın emri" diyorlardı. Allah'ın emrine başımız kurban ama emri bilmeyince sınırları nedir bilemeyiz. O zaman tesettürün manası bilinmezdi. Bu ayet-i kerimeleri her konferansta okurdum ve tekrarlatırdım. Nur Suresi 31. Ayet, Ahzab Suresi 59. Ayet. Meallerini okuyorum o muazzam kalabalığa ve 3 kere tekrarlatıyorum. Böylece ezberletiyorum.<br />
- Daha önce başlarını örtmeleri gerektiği söylenmemiş genç kızlar geliyordu konferanslarınıza ya da bilip de cesaret edemeyenler. Peki konferanslarınızın etkileri nasıl oluyordu?<br />
İnanır mısınız ben oradan, şehir ya da kasaba, konferans verip çıkıyorum. Evime döndüğümde Allah'ım, ne mektuplar, ne haberler, telefonlar... "Şule Hanım sizin arkanızdan bütün o hanımlar öyle bir örtündüler ki, seller gibi genç kızlarımız ve hanımlarımız." diye. Dediğim gibi o aşağılık duygusunun içindeki o hal. Bu arada bana Diyanet'ten bir teklif geldi. "Size belge verelim camilerde Türkiye'nin her tarafında vazie olarak toplantılarınızı yapın" dediler. Kabul etmedim.<br />
- Neden kabul etmediniz?<br />
Çünkü camiye gelenler ancak yaşlı başlı hanımlar. Evde gelinleri kızları açık, çıplak. İmam vaazında biraz bahsetse 'kapanın' diye, söz de geçiremezler evde kızlarına, 'aman annee...' dedi mi geçer gider. Kızlar zaten gelmez 'camide ne işimiz var' diye.<br />
- Konferanslarınızı izole edip sınırlı bir alana hapsetmek için yapılan bir hamle miydi yoksa iyi niyetle yapılan bir teklif mi?<br />
İkisi de olabilir. Ben katiyyen kabul etmedim. Mescitler camiler, bizim için kutsal, şeref duyarım ama benim gayeme çok zıt. Camiye gelmeyenlere yöneliyorum ben.<br />
- Peki siz camiye gelmek bile istemeyen kesimi konferanslarınıza nasıl çekiyordunuz?<br />
Kendileri gibi genç bir kızın konferans verdiğini duyuyorlar. Başını da değişik bir şekilde örtmüş, şık giyinmiş. Ne dediğini merak ediyorlar. Nelerle karşılaşmadık ki, çok enteresan. "İslam'da kadının yeri ve mükellefiyetleri" diye bir konu... Duyanlar burun kıvırıyordu. Sonra bakıyorlar gelen bir yazar. Bir sinema salonunda konuşacak. İlgilerini çekiyordu. Konferans salonları o zaman yok. Bütün duvarlar çirkin afişlerle donanmış. Onların içinde ben ayet ve hadisler okuyarak İslami konferans veriyorum. Çoğu zaman ağlayarak okurdum. Öyle bir devrede bu icap ediyordu ve gücü veren o ilhamı da veren Allah. Hem kelamınız hem kaleminiz muvaffak olan bir durumunuz var. Ben bunu niye İslam'ın hizmetine vermeyeyim. Ve cesaretim de sonsuz.<br />
- Bugünleri hayal edebiliyor muydunuz?<br />
Hayalim vardı ama olabileceğine ihtimal veremiyordum. Konferanslar başladıktan sonra ben 7 ay sonra cezaevine girdim. İnanılmaz, Türkiye 7 ayda nasıl bu hale gelebilir. Örtü yayıldı hem de 'Şulebaş'.<br />
BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNU BEN BAŞLATTIM<br />
- Aslında baktığımızda siz başörtüsü sorununu başlatan kişisiniz!<br />
(Gülüyor) Evet. Zaten öyle diyorum. Mücrim ben. Hatta bazı fikir çatışmaları oldu televizyonda. Bir tanesi kalkıp "Bu belayı başımıza açan zaten Şule Yüksel Şenler"dir dedi. Konferanslarım başladığında o örtünme çığırında hep o üniversiteye giden kızlar örtündüler ama kapıya kadar. Kapıdan sonra başlarını açıp giriyorlardı. Onlara yalvarıyordum açmayın diye ikna edemiyordum.<br />
- Sonra nasıl ikna edebildiniz?<br />
İçlerinde en cesaretlisi Hatice Babacan çıktı. Ben şöyle bir tabir kullandım bile bile ama niyetimi Allah biliyor. İstanbul'da okuyan arkadaşlarımıza, "Başörtünüzle girin içeri, bu sizin hakkınızdır" diyordum. Çünkü mevzuatta kesinlikle tesettürle ilgili bir yasak yoktu. Sonradan eklediler. Kızların hiçbiri cesaret edemedi. "Sınıfta kalacağız. Notumuzu düşürecekler" diye kıyametler kopuyor. Hepsi sindirilmiş durumda. Ankara Dil Tarih'te verdiğim konferansta örtünmenin yaşlılara, cahillere mahsus olmadığını anlattıktan sonra tahsil hayatında da hiçbir manisi olmadığını söyledim. "İstanbul'daki arkadaşlarımız okula başörtüleriyle geliyorlar" dedim. O sözüm elastikiydi. Geliyorlar deyince sınıfa öyle giriyorlar anladılar. Zaten ben öyle anlaşılsın diye söyledim. Maya tuttu. Olan Hatice'ye oldu diyeceğim ama çok ecir aldı, oradan atıldı ama başka bir üniversiteden mezun oldu. Zaten onun atılmasıyla daha çok alevlendi mesele. İlk defa bugünkü gibi oturma eylemleri yapıldı. Erkek talebeler de üniversitenin bahçesinde uzun bir zaman oturma eylemi yaptılar aç susuz.<br />
'SAİD NURSİ TÜRKİYE'Yİ İRŞAD EDECEK' DEDİ<br />
- Çok kişinin hidayete ermesine vesile oldunuz hâlâ da olmaya devam ediyorsunuz. Nasıl bir his bu?<br />
Rabbime o kadar şükür ediyorum ki, çünkü bu benden değil, her şeyi o verdi. Bu ihlası da o verdi. Benden sonra bir sürü tesettürlü genç kız çıktı konferanslara, bir iki konferans sonra kayboldular. Artık topluluğu temin edebilmek için yalana başvuruyorlardı Şule Yüksel Şenler geldi diye. İnsanlar gelip bir bakıyorlar ki başka biri. Tabi aldatılmış oluyorlar, bir üç beş bu sefer hiç itibar etmiyorlar.<br />
- Bediüzzaman Said Nursi bunu önceden bilerek size bir dua etmiş değil mi?<br />
Biz o zaman daha tesettürde değildik. Abim de çok üzülüyordu. Bediüzzaman'a bahsediyor. O da "Babana selam söyle. Anneni ve kızkardeşlerini de kendime kardeş kabul ettim" diyor. Çok şaşırıyor abim. Daha sonraki yıllarda ise Abdurrahman Tan abi hasta, medresenin üst katında. Onu ziyarete gittik annemle. Zübeyr abi de medresede orta katta oturuyordu. Biz oradan inerken o da çıkıyordu, karşılaştık. Hiç kadınlarla konuşmazdı. Bizi görünce dedi ki, "Üstad 'Türkiye'yi İstanbul'dan çıkacak bir hanım irşad edecek' diyor. Sizi görünce bunu söylemek istedim..." Onu duyunca nasıl oldum... Hakikaten Türkiye'de büyük bir şey oldu ama ben aciz bir vazifeliydim.<br />
Erkekler bu soruna omuz vermedi<br />
- Başörtüsü genelde hep kadınların sorunu olarak kaldı. Aynı görüşü paylaşan erkekler pek omuz vermediler.<br />
Maalesef. O günden bugüne öyle büyük bir dejenerasyon oldu ki insanlarda. Daha mükemmel, daha kaliteli olacağına aksine her şeyde gerilediler. Her şeyde tepkisiz kaldılar. O duygular kalmadı. Daha önce gençlerimiz Şule ablalarından kız isterlerdi. Neden? Çünkü "Biz ancak ona güveniriz, onun etrafındaki kızlarla evleniriz" diyorlardı. Çok gencin dünya evine girmesine sebep olduk, çok da mutlular. Ama şimdi tesettürlü mü tesettürsüz mü, tesettürlü ama onun vasfına konumuna bakmadan koluna takan yuvasını kuruyor. Sonra türlü türlü boşanmalar oluyor. Kalite her şeyde düştü.<br />
- Sayı arttıkça bu kaçınılmaz değil mi?<br />
Aslında olmaması lazım. Sayı da artsa her şey tekamül içindedir. Tekamül yükselişe doğru gidiş. Tedenni ise alçalışa geçiş. Biz tedenni ettik. Ama beni yaralayan çok üzen, evet bugün iftihar ediyorum, her yer tesettürlülerle dolu ama şuurlu olanları tenzih ediyorum sahnelere çıkıp göbek atan, dışarıda tuhaf kıyafetler giyip gezenler... Hele 'pardesü' denilen şey tamamen ortadan kalktı. Önceden yine tunik giyiliyordu, şimdi o kısala kısala ceket oldu şimdi o da çıktı. Tesettürün içi boşaltılmış. Tesettür 'setr'den geliyor. 'Örtmek' demek. İç kıyafetin üzerine dikkat çekemeyecek bir dış kıyafet. Çok dejenere olmuş durumlar olsa da ona da şükürler olsun. Belki öyle başlayıp daha sonra değişirler. Çünkü insan devreden devreye geçer. Hiç olmazsa kendi koruyor, İslami çevreden sayılıyor. Onlar da lazım. Olmasalar iyi ama... Herkes bir yerden yakalıyor.<br />
- Son dönemlerde durum daha iyi ama tesettür probleminin bu kadar yıldır çözülememesinin sebebi ne?<br />
Başka sebepler de var ama çokçası bu; tesettürün içinin boşaltılması. Öyle bir hale geldiler ki tam teşebbüs edilecek, bir emrivaki verildi, bir madde konuldu. Hep aynı mühim yerlerde odaklanmış malum güçlerin her türlü entrikayı göze alarak ve o nüfuzlarını kullanarak yaptıkları, ilk baştan itibaren kıyamete kadar devam edecek iman ve küfrün mücadelesi. Bu gibi haller tabii ki Müslümanları üzen şeyler ama mücadeleden hiç yılmadan asla dönüp, asıl olanı yaşayabilseydik, Rabbimiz kafirlere bu derece imkanlar vermezdi. Nasılsanız öyle yönetilirsiniz.<br />
- Siz bütün darbeleri gördünüz yaşadınız. Bu dönemde kadın gazeteci olmak nasıl bir şey?<br />
Benim için hiçbir şey değişmedi. Mahkumiyetime sebep olan Cumhurbaşkanına hakaret kabul edilen yazı nedeniyle içerideyken abim bir özel sayı çıkartmış. "Ağlayın ey Müslüman kardeşlerim, Şule Yüksel hapse girdi" diye. Askeri idare bütün yurtta terör estiriyordu. Bu dergi de toplatıldı.<br />
- Cumhurbaşkanı affını neden kabul etmediniz?<br />
Müslümanlar yazana çizene konuşana tam güvenemiyorsa, sebebi konuştuklarıyla amelinin ters düşmesi. Şimdi ben kahramanca atıp tutacağım, "Bizi assalar da kesseler de bu yoldan dönmeyeceğiz ve hakkı bildirmeye devam edeceğiz" yazıp sonra da kaçacağım, olur mu? Beni kaçırmak için bakanların arabaları kapıma geldi. Nerelerde gizleyeceklerdi beni. "Şule Hanım nolur hapse girmeyin, biz sizi kaçıralım" dediler, kabul etmedim.<br />
AŞKI ÖTELEMEK YANLIŞ<br />
- 'Huzur Sokağı' kitabınız 'hidayet romanları' diye bir türün oluşmasına neden oldu diye düşünüyorum. Sizce de öyle mi?<br />
Evet çünkü İslami roman yoktu. Bir tek Hekimoğlu İsmail... 'Huzur Sokağı' 40 küsür sene hiç elden düşmüyor. Hiç reklamı yapılmıyor. Üstelik bu ilgi sadece İslami kesimden değil. Üniversite gençlerinin kollarının altında 'Huzur Sokağı'. Uzun saçlı küpeli çocukların ellerinde 'Huzur Sokağı'. Neyin nesi ben de anlamadım.<br />
- Fakat sizin romanınızın diğer romanlardan ayrılan bir yönü var. Çünkü siz daha cesur davranarak aşk kavramını ele aldınız.<br />
Aşk kavramının ötelenmesini doğru bulmuyorum. Fıtri olan bir şeyin ayıp gibi görülmesi yanlış. Hani aşk olup da İslam'a aykırı şeyler yaşanması gibi bir durum olsa ona ben de karşıyım. Kitapta sahile inen Bilal'in arkasından kendine aşık olan Feyza indiğinde onu azarlıyor. "Bir genç kız olarak bu saatte ne işin var?" diye... Ben bunları vermek istedim ama kitap filme çekilirken bozdular. Gezdiler, buluştular. Filmde dadı rolünde Şaziye Moral vardı. O benimle çok kavga etti. Başını yarım örtüyor. "Olmaz sen dadısın örnek olacaksın, tam ört" dediğimizde "Ay ne bu kadar böyle!" diyor. Başını kapatıyor, bu sefer makyaj yapıyor. Söylüyoruz 'olmaz' diye, kabul ettiremiyoruz. Kıyamet kopuyordu.<br />
- Huzur sokağını bugün yazsaydınız nasıl yazardınız?<br />
Aynı yazardım hiçbir şeyi değiştirmezdim.<br />
TIRNAKLARIMI AĞLAYA AĞLAYA KESTİM<br />
- Okuduğunuz İslami kaynaklar nelerdi?<br />
O sıralarda İslami yayın yok. Bir tek Sönmez Neşriyat, bir de Hasan Basri Çantay'ın Kuran tefsiri, ilmihal gibi şeyler. Biz kaçak kitapları okuyarak birçok gerçeği derinlemesine öğrendik. Seyyid Kutup ve Muhammed Hamidullah'ın eserleri kaçak olarak girer bunları okurduk. Bir de Meryem Cemile'nin kitapları... Ben tesettüre girdim ama hala ojelerimi silip tırnaklarımı kesemiyorum. "Kızım günah" falan diyorlar ama nedenini açıklayan yok. Hepsinin açıklamasını onun kitabında buldum. Bir tırnağım kırılsa oturup ağlardım, elimi saklardım gözükmesin diye. O kitabı okuduktan sonra ağlaya ağlaya ojeleri sildim tırnaklarımı kestim.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başörtüsünü genç kızların gündemine sokan Şule Yüksel Şenler, özgürlük mücadelesinin başladığı günlerden bu yana 'tesettürün içinin boşaltıldığını' ve 'erkeklerin destek vermediğini' belirtiyor.<br />
<br />
Emeti Saruhan'ın röportajı<br />
<br />
Türkiye'de birçok genç kızın başını örtmesine vesile olan ünlü yazar, bu soruna erkeklerin yeterince omuz vermediğinden de muzdarip: "Her şeyde tepkisiz kalındı. O saf duygular kalmadı artık..." 'Hidayet romanları' silsilesini başlatan kitaplardan 'Huzur Sokağı'nın yazarı Şenler, üniversiteye başörtüsü ile girdiği için okuldan atılan ilk öğrenci olan Hatice Babacan'ı ikna için 'elastiki' bir ifade kullanmış. Şenler, "İstanbul'daki öğrenciler okula başörtüleriyle geliyorlar" deyince, Babacan, derslere de başörtüsüyle girdiklerini düşünerek cesaret bulmuş.<br />
- Başörtüsü için yola çıktığınız mücadelede arkanızda dernek, vakıf, siyasi parti vs. yoktu. Arkanıza böyle bir güç alsaydınız daha güçlü hissetmez miydiniz?<br />
O öyle bir dönemdi ki bırakın dernek, vakıf, omuz veren, dayanacağım kimse bile yoktu. Ne maddi ne manevi... Gerçi maddi destek veren olsa bile kabul etmezdim. Çünkü ben bunu emr-i bil maruf, nehy-i anil münker için yapıyordum. Hakikaten anlatılması çok zor.<br />
- Tek başına bir genç kız ve çok yoğun baskı var. Benim aklım almıyor. Nasıl bir cesaret?<br />
Öyle bir inanarak harekete geçtim ki "Ben bu tabuları yıkacağım. Sonu idam da olsa, başıma ne gelirse gelsin yılmayacağım" diye... Şaşkınlık içindeydim, çünkü gerçekler açık açık konuşulmuyordu. Rahmetli Necip Fazıl Üstadımız, Allah ondan defalarca kez razı olsun, konferanslarına gider dinlerdik. Gençleri heyecanlandıracak dava aşkı ile coşturacak o kadar güzel bir ruhu var ki, zaten bende de o ruh var. Fakat baktım o ve daha onun gibi birçok ilim adamları konferanslar veriyor ama ameli mevzularda hiçbir kelime yok. Necip Fazıl hiç kimsenin yapamadığı bir şeyi yaptı. Fakat bu tesettür ve İslam'da kadının sosyal hayattaki yeri mevzuları hep muallakta. Kimse bahsetmiyor.<br />
- Ameli mevzuları kimse anlatmayınca 'ben anlatayım' mı dediniz?<br />
Kimse yerinden oynamıyor. Ben bu ruhumdaki infiali yazılarıma yansıtıyorum. "Neden, neden çıkıp konuşmuyorlar, neden anlatmıyorlar? Halkımızı böyle geleneksel İslam'la, cehaletleriyle başbaşa bırakıyorlar? Neden kadınlarımız aşağılık kompleksi içinde tesettürden bucak bucak kaçıyor?" Köydeki kadınlar, hizmetçiler, hademeler örtüyor diye.<br />
SAKALLI HOCALARA KIZARDIM<br />
- Şehirde başörtülü kişi çok azmış. Nasıl bu kadar kopartılabilmişiz köklerimizden?<br />
O günleri yaşayan bir kişi olarak ben de inanamıyorum. Ama uydurma tarihlerle, birçok şeyi ters göstererek insanları kandırdılar. Biz de öyle yetiştik, sakallı bıyıklı hocalara müthiş kızardık 'gerici, yobaz' diye... Birçok gerçeği öğrendikten sonra "Madem gerçekler böyle, neden kitaplarda kalıyor? Okuyanlarda bir infial meydana gelip de ayaklanmıyorlar?" diyordum. İnanın bunu övünmek için söylemiyorum. O gün ben nasıl hayretler içinde kaldıysam, bugün siz de hayret içindesiniz. Onun için ihtiyaçlarına cevap veren, ayetlerle bilgilendiren biri olunca millet birdenbire bu kadar ayağa kalktı.<br />
- Nelerden bahsediyordunuz konferanslarınızda?<br />
Her mevzuda ayetler ve hadislerle. Hatta tesettür ayetini her konferansımda sorardım. "Kur'an-ı Kerim'de örtünmeyle ilgili ayetler olduğunu biliyor musunuz?" diye. "Hayır bilmiyoruz" derlerdi. "Niçin örtünüyorsunuz o zaman?" İşte "gelenek görenek", "Allah'ın emri" diyorlardı. Allah'ın emrine başımız kurban ama emri bilmeyince sınırları nedir bilemeyiz. O zaman tesettürün manası bilinmezdi. Bu ayet-i kerimeleri her konferansta okurdum ve tekrarlatırdım. Nur Suresi 31. Ayet, Ahzab Suresi 59. Ayet. Meallerini okuyorum o muazzam kalabalığa ve 3 kere tekrarlatıyorum. Böylece ezberletiyorum.<br />
- Daha önce başlarını örtmeleri gerektiği söylenmemiş genç kızlar geliyordu konferanslarınıza ya da bilip de cesaret edemeyenler. Peki konferanslarınızın etkileri nasıl oluyordu?<br />
İnanır mısınız ben oradan, şehir ya da kasaba, konferans verip çıkıyorum. Evime döndüğümde Allah'ım, ne mektuplar, ne haberler, telefonlar... "Şule Hanım sizin arkanızdan bütün o hanımlar öyle bir örtündüler ki, seller gibi genç kızlarımız ve hanımlarımız." diye. Dediğim gibi o aşağılık duygusunun içindeki o hal. Bu arada bana Diyanet'ten bir teklif geldi. "Size belge verelim camilerde Türkiye'nin her tarafında vazie olarak toplantılarınızı yapın" dediler. Kabul etmedim.<br />
- Neden kabul etmediniz?<br />
Çünkü camiye gelenler ancak yaşlı başlı hanımlar. Evde gelinleri kızları açık, çıplak. İmam vaazında biraz bahsetse 'kapanın' diye, söz de geçiremezler evde kızlarına, 'aman annee...' dedi mi geçer gider. Kızlar zaten gelmez 'camide ne işimiz var' diye.<br />
- Konferanslarınızı izole edip sınırlı bir alana hapsetmek için yapılan bir hamle miydi yoksa iyi niyetle yapılan bir teklif mi?<br />
İkisi de olabilir. Ben katiyyen kabul etmedim. Mescitler camiler, bizim için kutsal, şeref duyarım ama benim gayeme çok zıt. Camiye gelmeyenlere yöneliyorum ben.<br />
- Peki siz camiye gelmek bile istemeyen kesimi konferanslarınıza nasıl çekiyordunuz?<br />
Kendileri gibi genç bir kızın konferans verdiğini duyuyorlar. Başını da değişik bir şekilde örtmüş, şık giyinmiş. Ne dediğini merak ediyorlar. Nelerle karşılaşmadık ki, çok enteresan. "İslam'da kadının yeri ve mükellefiyetleri" diye bir konu... Duyanlar burun kıvırıyordu. Sonra bakıyorlar gelen bir yazar. Bir sinema salonunda konuşacak. İlgilerini çekiyordu. Konferans salonları o zaman yok. Bütün duvarlar çirkin afişlerle donanmış. Onların içinde ben ayet ve hadisler okuyarak İslami konferans veriyorum. Çoğu zaman ağlayarak okurdum. Öyle bir devrede bu icap ediyordu ve gücü veren o ilhamı da veren Allah. Hem kelamınız hem kaleminiz muvaffak olan bir durumunuz var. Ben bunu niye İslam'ın hizmetine vermeyeyim. Ve cesaretim de sonsuz.<br />
- Bugünleri hayal edebiliyor muydunuz?<br />
Hayalim vardı ama olabileceğine ihtimal veremiyordum. Konferanslar başladıktan sonra ben 7 ay sonra cezaevine girdim. İnanılmaz, Türkiye 7 ayda nasıl bu hale gelebilir. Örtü yayıldı hem de 'Şulebaş'.<br />
BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNU BEN BAŞLATTIM<br />
- Aslında baktığımızda siz başörtüsü sorununu başlatan kişisiniz!<br />
(Gülüyor) Evet. Zaten öyle diyorum. Mücrim ben. Hatta bazı fikir çatışmaları oldu televizyonda. Bir tanesi kalkıp "Bu belayı başımıza açan zaten Şule Yüksel Şenler"dir dedi. Konferanslarım başladığında o örtünme çığırında hep o üniversiteye giden kızlar örtündüler ama kapıya kadar. Kapıdan sonra başlarını açıp giriyorlardı. Onlara yalvarıyordum açmayın diye ikna edemiyordum.<br />
- Sonra nasıl ikna edebildiniz?<br />
İçlerinde en cesaretlisi Hatice Babacan çıktı. Ben şöyle bir tabir kullandım bile bile ama niyetimi Allah biliyor. İstanbul'da okuyan arkadaşlarımıza, "Başörtünüzle girin içeri, bu sizin hakkınızdır" diyordum. Çünkü mevzuatta kesinlikle tesettürle ilgili bir yasak yoktu. Sonradan eklediler. Kızların hiçbiri cesaret edemedi. "Sınıfta kalacağız. Notumuzu düşürecekler" diye kıyametler kopuyor. Hepsi sindirilmiş durumda. Ankara Dil Tarih'te verdiğim konferansta örtünmenin yaşlılara, cahillere mahsus olmadığını anlattıktan sonra tahsil hayatında da hiçbir manisi olmadığını söyledim. "İstanbul'daki arkadaşlarımız okula başörtüleriyle geliyorlar" dedim. O sözüm elastikiydi. Geliyorlar deyince sınıfa öyle giriyorlar anladılar. Zaten ben öyle anlaşılsın diye söyledim. Maya tuttu. Olan Hatice'ye oldu diyeceğim ama çok ecir aldı, oradan atıldı ama başka bir üniversiteden mezun oldu. Zaten onun atılmasıyla daha çok alevlendi mesele. İlk defa bugünkü gibi oturma eylemleri yapıldı. Erkek talebeler de üniversitenin bahçesinde uzun bir zaman oturma eylemi yaptılar aç susuz.<br />
'SAİD NURSİ TÜRKİYE'Yİ İRŞAD EDECEK' DEDİ<br />
- Çok kişinin hidayete ermesine vesile oldunuz hâlâ da olmaya devam ediyorsunuz. Nasıl bir his bu?<br />
Rabbime o kadar şükür ediyorum ki, çünkü bu benden değil, her şeyi o verdi. Bu ihlası da o verdi. Benden sonra bir sürü tesettürlü genç kız çıktı konferanslara, bir iki konferans sonra kayboldular. Artık topluluğu temin edebilmek için yalana başvuruyorlardı Şule Yüksel Şenler geldi diye. İnsanlar gelip bir bakıyorlar ki başka biri. Tabi aldatılmış oluyorlar, bir üç beş bu sefer hiç itibar etmiyorlar.<br />
- Bediüzzaman Said Nursi bunu önceden bilerek size bir dua etmiş değil mi?<br />
Biz o zaman daha tesettürde değildik. Abim de çok üzülüyordu. Bediüzzaman'a bahsediyor. O da "Babana selam söyle. Anneni ve kızkardeşlerini de kendime kardeş kabul ettim" diyor. Çok şaşırıyor abim. Daha sonraki yıllarda ise Abdurrahman Tan abi hasta, medresenin üst katında. Onu ziyarete gittik annemle. Zübeyr abi de medresede orta katta oturuyordu. Biz oradan inerken o da çıkıyordu, karşılaştık. Hiç kadınlarla konuşmazdı. Bizi görünce dedi ki, "Üstad 'Türkiye'yi İstanbul'dan çıkacak bir hanım irşad edecek' diyor. Sizi görünce bunu söylemek istedim..." Onu duyunca nasıl oldum... Hakikaten Türkiye'de büyük bir şey oldu ama ben aciz bir vazifeliydim.<br />
Erkekler bu soruna omuz vermedi<br />
- Başörtüsü genelde hep kadınların sorunu olarak kaldı. Aynı görüşü paylaşan erkekler pek omuz vermediler.<br />
Maalesef. O günden bugüne öyle büyük bir dejenerasyon oldu ki insanlarda. Daha mükemmel, daha kaliteli olacağına aksine her şeyde gerilediler. Her şeyde tepkisiz kaldılar. O duygular kalmadı. Daha önce gençlerimiz Şule ablalarından kız isterlerdi. Neden? Çünkü "Biz ancak ona güveniriz, onun etrafındaki kızlarla evleniriz" diyorlardı. Çok gencin dünya evine girmesine sebep olduk, çok da mutlular. Ama şimdi tesettürlü mü tesettürsüz mü, tesettürlü ama onun vasfına konumuna bakmadan koluna takan yuvasını kuruyor. Sonra türlü türlü boşanmalar oluyor. Kalite her şeyde düştü.<br />
- Sayı arttıkça bu kaçınılmaz değil mi?<br />
Aslında olmaması lazım. Sayı da artsa her şey tekamül içindedir. Tekamül yükselişe doğru gidiş. Tedenni ise alçalışa geçiş. Biz tedenni ettik. Ama beni yaralayan çok üzen, evet bugün iftihar ediyorum, her yer tesettürlülerle dolu ama şuurlu olanları tenzih ediyorum sahnelere çıkıp göbek atan, dışarıda tuhaf kıyafetler giyip gezenler... Hele 'pardesü' denilen şey tamamen ortadan kalktı. Önceden yine tunik giyiliyordu, şimdi o kısala kısala ceket oldu şimdi o da çıktı. Tesettürün içi boşaltılmış. Tesettür 'setr'den geliyor. 'Örtmek' demek. İç kıyafetin üzerine dikkat çekemeyecek bir dış kıyafet. Çok dejenere olmuş durumlar olsa da ona da şükürler olsun. Belki öyle başlayıp daha sonra değişirler. Çünkü insan devreden devreye geçer. Hiç olmazsa kendi koruyor, İslami çevreden sayılıyor. Onlar da lazım. Olmasalar iyi ama... Herkes bir yerden yakalıyor.<br />
- Son dönemlerde durum daha iyi ama tesettür probleminin bu kadar yıldır çözülememesinin sebebi ne?<br />
Başka sebepler de var ama çokçası bu; tesettürün içinin boşaltılması. Öyle bir hale geldiler ki tam teşebbüs edilecek, bir emrivaki verildi, bir madde konuldu. Hep aynı mühim yerlerde odaklanmış malum güçlerin her türlü entrikayı göze alarak ve o nüfuzlarını kullanarak yaptıkları, ilk baştan itibaren kıyamete kadar devam edecek iman ve küfrün mücadelesi. Bu gibi haller tabii ki Müslümanları üzen şeyler ama mücadeleden hiç yılmadan asla dönüp, asıl olanı yaşayabilseydik, Rabbimiz kafirlere bu derece imkanlar vermezdi. Nasılsanız öyle yönetilirsiniz.<br />
- Siz bütün darbeleri gördünüz yaşadınız. Bu dönemde kadın gazeteci olmak nasıl bir şey?<br />
Benim için hiçbir şey değişmedi. Mahkumiyetime sebep olan Cumhurbaşkanına hakaret kabul edilen yazı nedeniyle içerideyken abim bir özel sayı çıkartmış. "Ağlayın ey Müslüman kardeşlerim, Şule Yüksel hapse girdi" diye. Askeri idare bütün yurtta terör estiriyordu. Bu dergi de toplatıldı.<br />
- Cumhurbaşkanı affını neden kabul etmediniz?<br />
Müslümanlar yazana çizene konuşana tam güvenemiyorsa, sebebi konuştuklarıyla amelinin ters düşmesi. Şimdi ben kahramanca atıp tutacağım, "Bizi assalar da kesseler de bu yoldan dönmeyeceğiz ve hakkı bildirmeye devam edeceğiz" yazıp sonra da kaçacağım, olur mu? Beni kaçırmak için bakanların arabaları kapıma geldi. Nerelerde gizleyeceklerdi beni. "Şule Hanım nolur hapse girmeyin, biz sizi kaçıralım" dediler, kabul etmedim.<br />
AŞKI ÖTELEMEK YANLIŞ<br />
- 'Huzur Sokağı' kitabınız 'hidayet romanları' diye bir türün oluşmasına neden oldu diye düşünüyorum. Sizce de öyle mi?<br />
Evet çünkü İslami roman yoktu. Bir tek Hekimoğlu İsmail... 'Huzur Sokağı' 40 küsür sene hiç elden düşmüyor. Hiç reklamı yapılmıyor. Üstelik bu ilgi sadece İslami kesimden değil. Üniversite gençlerinin kollarının altında 'Huzur Sokağı'. Uzun saçlı küpeli çocukların ellerinde 'Huzur Sokağı'. Neyin nesi ben de anlamadım.<br />
- Fakat sizin romanınızın diğer romanlardan ayrılan bir yönü var. Çünkü siz daha cesur davranarak aşk kavramını ele aldınız.<br />
Aşk kavramının ötelenmesini doğru bulmuyorum. Fıtri olan bir şeyin ayıp gibi görülmesi yanlış. Hani aşk olup da İslam'a aykırı şeyler yaşanması gibi bir durum olsa ona ben de karşıyım. Kitapta sahile inen Bilal'in arkasından kendine aşık olan Feyza indiğinde onu azarlıyor. "Bir genç kız olarak bu saatte ne işin var?" diye... Ben bunları vermek istedim ama kitap filme çekilirken bozdular. Gezdiler, buluştular. Filmde dadı rolünde Şaziye Moral vardı. O benimle çok kavga etti. Başını yarım örtüyor. "Olmaz sen dadısın örnek olacaksın, tam ört" dediğimizde "Ay ne bu kadar böyle!" diyor. Başını kapatıyor, bu sefer makyaj yapıyor. Söylüyoruz 'olmaz' diye, kabul ettiremiyoruz. Kıyamet kopuyordu.<br />
- Huzur sokağını bugün yazsaydınız nasıl yazardınız?<br />
Aynı yazardım hiçbir şeyi değiştirmezdim.<br />
TIRNAKLARIMI AĞLAYA AĞLAYA KESTİM<br />
- Okuduğunuz İslami kaynaklar nelerdi?<br />
O sıralarda İslami yayın yok. Bir tek Sönmez Neşriyat, bir de Hasan Basri Çantay'ın Kuran tefsiri, ilmihal gibi şeyler. Biz kaçak kitapları okuyarak birçok gerçeği derinlemesine öğrendik. Seyyid Kutup ve Muhammed Hamidullah'ın eserleri kaçak olarak girer bunları okurduk. Bir de Meryem Cemile'nin kitapları... Ben tesettüre girdim ama hala ojelerimi silip tırnaklarımı kesemiyorum. "Kızım günah" falan diyorlar ama nedenini açıklayan yok. Hepsinin açıklamasını onun kitabında buldum. Bir tırnağım kırılsa oturup ağlardım, elimi saklardım gözükmesin diye. O kitabı okuduktan sonra ağlaya ağlaya ojeleri sildim tırnaklarımı kestim.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nefis (Cübbeli Ahmet Hoca)Sohbet]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1154</link>
			<pubDate>Tue, 14 Jun 2011 00:35:21 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1154</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://video.google.com/videoplay?docid=6850799941931125029#" target="_blank">http://video.google.com/videoplay?docid=...931125029#</a><br />
<br />
<br />
İzlemenizi tavsiye ederim...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://video.google.com/videoplay?docid=6850799941931125029#" target="_blank">http://video.google.com/videoplay?docid=...931125029#</a><br />
<br />
<br />
İzlemenizi tavsiye ederim...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[enkolya msn hack]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1109</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 16:19:16 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1109</guid>
			<description><![CDATA[MSNpassVol.2; kullanıcının girdiği tüm şifreleri [msn, admin, kredi kartı, forum vb...] ele geçirebilen, chat programlarında [MSN, GTalk, Icq, Mirc vb..] kimlerle ne konuşulduğu hakkında bilgi veren, kısaca karşı bilgisayardaki klavye kayıtlarını düzenli bir şekilde size raporlayabilen programdır. Program basit bi arayüze sahiptir bu yüzden yardım bölümü eklemedim, kutulara ne dolduracağınızı veya butonların ne işe yaradığını öğrenmek istiyorsanız nesnelerin üzerinde fareyle kısa bir süre bekleyin... <br />
<br />
<a href="http://www.youindir.com/down.asp?id=11265" target="_blank">http://www.youindir.com/down.asp?id=11265</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MSNpassVol.2; kullanıcının girdiği tüm şifreleri [msn, admin, kredi kartı, forum vb...] ele geçirebilen, chat programlarında [MSN, GTalk, Icq, Mirc vb..] kimlerle ne konuşulduğu hakkında bilgi veren, kısaca karşı bilgisayardaki klavye kayıtlarını düzenli bir şekilde size raporlayabilen programdır. Program basit bi arayüze sahiptir bu yüzden yardım bölümü eklemedim, kutulara ne dolduracağınızı veya butonların ne işe yaradığını öğrenmek istiyorsanız nesnelerin üzerinde fareyle kısa bir süre bekleyin... <br />
<br />
<a href="http://www.youindir.com/down.asp?id=11265" target="_blank">http://www.youindir.com/down.asp?id=11265</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yıkıcı indir]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1107</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 16:11:28 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1107</guid>
			<description><![CDATA[Sunuculara dos atağı yaparak yoğunluk yaratın.<br />
<br />
Kullanımı<br />
<br />
Öncelikle saldırıcağınız adresi girin ve bağlan tuşuna tıklayın.<br />
<br />
Ardından Yeşil ışık yanar ve Saldırı Başlasın Tuşuna tıklarsınız saldırı başlar.<br />
<br />
Programın diğer bir özelliğide web sitelerine saldırı yapabilmesidir...<br />
<br />
Editör bu programı ekspres yöntem ile eklemiştir. Bu nedenle programın açıklaması yetersiz bulunmaktadır.<br />
Yıkıcı Dos Saldırı Programı indir<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;"><a href="http://www.yeniprogram.gen.tr/download/1908/Resource-Hacker-Turkce.html" target="_blank">indirmek için tıklayınız</a></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sunuculara dos atağı yaparak yoğunluk yaratın.<br />
<br />
Kullanımı<br />
<br />
Öncelikle saldırıcağınız adresi girin ve bağlan tuşuna tıklayın.<br />
<br />
Ardından Yeşil ışık yanar ve Saldırı Başlasın Tuşuna tıklarsınız saldırı başlar.<br />
<br />
Programın diğer bir özelliğide web sitelerine saldırı yapabilmesidir...<br />
<br />
Editör bu programı ekspres yöntem ile eklemiştir. Bu nedenle programın açıklaması yetersiz bulunmaktadır.<br />
Yıkıcı Dos Saldırı Programı indir<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;"><a href="http://www.yeniprogram.gen.tr/download/1908/Resource-Hacker-Turkce.html" target="_blank">indirmek için tıklayınız</a></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Askerlik Öncesi - Hazırlık]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1106</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 12:11:58 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1106</guid>
			<description><![CDATA[İş tecrüben olduğunu söyleme. Vasıfsız insan gibi davran.<br />
Sizi en zor durumda bıracak tavsiye budur. Vasıflı olmak size tabii ki sorumluluk yükleyecek, belki çalışma saatleriniz biraz daha fazla olabilir. Ama asker ocağında vasıfsız o kadar çok insan var ki, vasıflı insanların rütbelilerin gözünde muhakkak ayrıcalığı oluyor. Daha rahat etmek, daha az azar yemek, daha az fiziksel güç gerektiren işlerde çalışmak için kapasitenizi ortaya koymanız gerekiyor. Bu nedenle yaptığınız işi mutlaka söyleyin. Eğer işinizde iyiyseniz bunu da belirtin.<br />
Sorumluluk alma. Sadece üzerindeki üniformadan sorumlu ol.<br />
Yukarıdakine benzer bir tavsiye. Aynı sebeplerden kesinlikle kulak asmayın. Kimsenin can mesuliyetini üzerinize almayın tabii ki. Bunun dışında alabileceğiniz her türlü sorumluluğu yüklenin. Bu sizi rütbeliler gözünde yüceltecek ve bazı imtiyazlarınız olacak.<br />
Ehliyetin olduğunu söyleme.<br />
Halk arasında ehliyetiniz olduğunu söylerseniz üzerinize araç zimmetleyip onun her türlü masrafını size ödeteceklermiş gibi bir inanış var. Eğer aracı doğru dürüst kullanırsanız kimse size gelip birşey ödetmez. Kaza yaparsanız vekabahatli siz değilseniz yine kimse size birşey ödetmez. Hatta bazı durumlarda bakım onarım bölüğü el altından ufak tefek çarpmaları tamir eder, tutanak bile tutulmaz. Diğer taraftan eğer şoför olursanız rahat askerlik yaparsınız. İçtimalara, mıntıkalara çoğu zaman katılmazsınız. Seferiniz olmadığı zamanlarda gazinoda televizyon başında oturabilirsiniz. Eğer bir rütbelinin şoförü olursanız sizden iyisi yoktur.<br />
Sessiz ol, herşeye karışma<br />
Her işe burnunuzu sokun demiyorum tabii ki. Ama fazla pasif olmak size birşey kazandırmaz. Aksine pasif olduğunuz için size ne bölük arkadaşlarınız ne rütbeliler saygı duymaz. Saygı duymadıkları zaman da ezmek için ellerinden geleni yaparlar. Nerede ne söyleceğinizi bilin, insanların karşısında güçlü durun.<br />
ve diğerleri...<br />
Yok efendim askerde mantık olmazmış da, yemekler kötüymüş, tuvalaletler pismiş, koğuşta insanların ayakları kokarmış, günlerce, haftalarca yıkanacak fırsat bulamayacakmışınız, rezil rüsva olacakmışınız falan da filan....<br />
Hiçbirisine inanmayın arkadaşlar. Sivilde duyduklarınızın çoğunun yalan veya eksik çıktığını göreceksiniz. Aslında gayet düzenli, otokontrol mekanizması inanamayacağınız ölçüde gelişmiş, aklınızı ve kabiliyetlerinizi kullanırsanız çok rahat edeceğiniz biryere gidiyorsunuz. Acı çekmektense tadını çıkartmaya çalışın.<br />
Hayırlı teskereler...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İş tecrüben olduğunu söyleme. Vasıfsız insan gibi davran.<br />
Sizi en zor durumda bıracak tavsiye budur. Vasıflı olmak size tabii ki sorumluluk yükleyecek, belki çalışma saatleriniz biraz daha fazla olabilir. Ama asker ocağında vasıfsız o kadar çok insan var ki, vasıflı insanların rütbelilerin gözünde muhakkak ayrıcalığı oluyor. Daha rahat etmek, daha az azar yemek, daha az fiziksel güç gerektiren işlerde çalışmak için kapasitenizi ortaya koymanız gerekiyor. Bu nedenle yaptığınız işi mutlaka söyleyin. Eğer işinizde iyiyseniz bunu da belirtin.<br />
Sorumluluk alma. Sadece üzerindeki üniformadan sorumlu ol.<br />
Yukarıdakine benzer bir tavsiye. Aynı sebeplerden kesinlikle kulak asmayın. Kimsenin can mesuliyetini üzerinize almayın tabii ki. Bunun dışında alabileceğiniz her türlü sorumluluğu yüklenin. Bu sizi rütbeliler gözünde yüceltecek ve bazı imtiyazlarınız olacak.<br />
Ehliyetin olduğunu söyleme.<br />
Halk arasında ehliyetiniz olduğunu söylerseniz üzerinize araç zimmetleyip onun her türlü masrafını size ödeteceklermiş gibi bir inanış var. Eğer aracı doğru dürüst kullanırsanız kimse size gelip birşey ödetmez. Kaza yaparsanız vekabahatli siz değilseniz yine kimse size birşey ödetmez. Hatta bazı durumlarda bakım onarım bölüğü el altından ufak tefek çarpmaları tamir eder, tutanak bile tutulmaz. Diğer taraftan eğer şoför olursanız rahat askerlik yaparsınız. İçtimalara, mıntıkalara çoğu zaman katılmazsınız. Seferiniz olmadığı zamanlarda gazinoda televizyon başında oturabilirsiniz. Eğer bir rütbelinin şoförü olursanız sizden iyisi yoktur.<br />
Sessiz ol, herşeye karışma<br />
Her işe burnunuzu sokun demiyorum tabii ki. Ama fazla pasif olmak size birşey kazandırmaz. Aksine pasif olduğunuz için size ne bölük arkadaşlarınız ne rütbeliler saygı duymaz. Saygı duymadıkları zaman da ezmek için ellerinden geleni yaparlar. Nerede ne söyleceğinizi bilin, insanların karşısında güçlü durun.<br />
ve diğerleri...<br />
Yok efendim askerde mantık olmazmış da, yemekler kötüymüş, tuvalaletler pismiş, koğuşta insanların ayakları kokarmış, günlerce, haftalarca yıkanacak fırsat bulamayacakmışınız, rezil rüsva olacakmışınız falan da filan....<br />
Hiçbirisine inanmayın arkadaşlar. Sivilde duyduklarınızın çoğunun yalan veya eksik çıktığını göreceksiniz. Aslında gayet düzenli, otokontrol mekanizması inanamayacağınız ölçüde gelişmiş, aklınızı ve kabiliyetlerinizi kullanırsanız çok rahat edeceğiniz biryere gidiyorsunuz. Acı çekmektense tadını çıkartmaya çalışın.<br />
Hayırlı teskereler...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Geniş Aile]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1105</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 03:19:46 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1105</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: x-large;"><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">Geniş Aile</span></div></span><br />
<br />
<img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/0/06/Geni%C5%9F_Aile.png/250px-Geni%C5%9F_Aile.png" border="0" alt="[Resim: 250px-Geni%C5%9F_Aile.png]" /><br />
<br />
<br />
Geniş Aile, 2009 yılında Kanal D'de yayına başlayan şuan da Star TV'de yayınlanan Türk komedi televizyon dizisi. Proje tasarımı Kamuran Süner ve Cüneyt İnay'a aittir. Yönetmenlik koltuğunda Ömer Uğur vardır. Yapımcı D Production ve senarist Cüneyt İnay'dır. İlk sezon 8 Temmuz 2009 - 15 Haziran 2010 tarihleri arasında 49 bölüm sürmüştür. 2. sezon 10 Ağustos 2010 tarihinde yayına başlamıştır. D production tarafından İstanbul, Sarıyer semti Boyacıköy Mahallesi'nde çekilmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;">Konu</div></span><br />
<br />
Cevahir (Ufuk Özkan) 28 yaşlarında genç bir delikanlıdır. Almanya'dan yeni dönmüş ve eski aşkı Şukûfe (Zuhal Topal)'yle evlenmek istemektedir. Fakat en eski düşmanı Koyu Bilal (Fırat Tanış) da bu amaçtadır. Bu yüzden sürekli birbirleriyle kavga ederler. Fakat ikinci sezonda Şukûfe'nin evlenmesiyle aralarındaki rekabet biter. Ama bu sefer de Koyu Bilal'in hapisteki arkadaşı Katip'in kardeşi Zeynep'e aşık olurlar. Cevahir'in küçük kardeşi Nazan (Bihter Dinçel) ise küçüklük aşkı Mürsel'le (İlker Ayrık) evlenmeye çalışmaktadır fakat hep bir olay buna engel olur ama evlenmişlerdir ve ikinci sezonda Somer Tuna adında bir çocukları olmuştur. Cevahir ve Nazan'dan sonraki en küçük kardeş Zekai (Bora Akkaş) ise Matematik dersi süper olan zeki ve bir o kadar da kurnaz olan bir çocuktur. Zeynep (Rojda Demirer)genç ve güzel bir kızdır. Eczacılığı henüz bitirmiştir. Cevahirlerin evinde bir oda kiralamaya karar verir. Ancak kişilikleri uyuşmadığı için hep kavga ederler. Fakat yavaş yavaş Zeynep Cevahir'e, Cevahir de Zeynep'e aşık olmaya başlamışlardır.<br />
Dizidekilerin Durumu<br />
Cevahir`in ve Bilal`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Cevahir Komşu Kızı`yla sevgili olur ama Cevahir Almanya`ya hiç haber vermeden gider ve Berrak adında biriyle formalite düğün yapar.<br />
1. Sezon<br />
<br />
Cevahir boşanmış ve ailesinin yanına dönmüştür.Cevahir`in hiç Almanya gitmemiş gibi yapması Kuddusi`yi çok kızdırınca Kuddusi Cevahir`i evinden kovmuştur.Şukufe ise onu bıraktığı için Cevahir`den vazgeçip Koyu Bilal`e yönelmiştir.Cevahir`de Bilal`de sezon boyunca babalarından para istemeye ve Şukufe`nin gözüne girmeye çalışmıştır.Şukufe`nin gözüne girmek içinde ona yardım etmek,pek çok işe girmek vb. şeyler yapmışlardır aralarında pek çok husumet çıkmasına rağmen nadiren de olsa ilk 8.bölümde olmak üzere birbirlerine yardım ederler.20. ve 26.bölümler gibi bölümlerdeyse Şukufe onlardan yardım ister ve onlarda kapışır.23.-32.bölümler arasında Cevahir`in bir mantı dükkanı vardı.32.-35.bölümlerde Cevahir Hayat`a aşık olmuştur ama aynı zamanda hala Şukufe`ye aşık olunca herşey mafolmuştur ve 35. bölümde nişanlanmışlardır ama 41.bölümde Komşu Kızı sözü atmıştır.Bir sonraki bölümde Keçe Kardeşler Zekai için Tayanç`ı dövünce Tayanç kan uzmanı olan abisi Aytaç`ı Miami`den getirince Aytaç Şukufe`ye aşık olur ve Cevahir ile Bilal onu durdurmaya çalışır.Şukufe Cevahir`in çok ciddi olduğunu anlayınca onu çok sever ama genede Aytaç`la evlenir ve Miami`ye gider.O sırada Cevahir hala okula gittiği için 3 sınavdan geçmesi gerekiyor ama Bilal Aytaç`ı kaçırınca ve geri getiriken suya eli kolu bağlıyken düşürünce Cevahir onu kurtarır ama son sınavı kaçırır.Bilal ise Aytaç`ı kaçırdığı için kendini ihbar eder.O zaman da Cevahir askere gider ve Bilal hüküm giyer.<br />
2. Sezon<br />
<br />
Aradan 1,5 yıl geçmiştir.Cevahir askerden dönmüştür.Bilal ise hapisten çıkmıştır.Hapisten tanıştığı arkadaşı olan Katip onun kız kardeşi olan Zeynep`i Bilal`e emanet etmiştir.Ama o hemen ona taciz davası açtığı Cevahir`in evinde kiracı oldu.Kirişçilerin o kiracıyı arama nedeni Bilal`in Kuddusi`nin kuruyemiş dükkanını almasıydı.Cevahir başta Zeynep`le kavga eder ve Bilal normal davranırdı.Ama 56. bölümde aşık hissetmeye,58. bölümde hayallere ve 59. bölümde rüyalara girmeye,60. bölümde Bilal`in ailesi öğrenmeye,62. bölümde Zeynep`e iyilik yapmaya,65. bölümde Zeynep`i sevdiklerini kabullenmeye,69.bölümde Zeynep öğrenmeye ve 71. bölümde öğrenmeye başlar ama aynı bölümde Şukufe gelir ve Zeynep Cevahir`i Şukufe`yle görünce onu unutmadığına inanır ve evi terk ederek başka bir yere taşınır o zamanda Cevahir onun eve dönmesi için bir sonraki bölümde ona Ekabir Paşa numarası yapar ve Mürsel`le Nazan`dan yardım alır ama Kuddusi planı öğrenince herşey suya düşer.Bu bölümler sirasında Katip`in hapisten çıkıp tekrar hapse girmesinden Kuddusi`nin Zeynep`e eczane açmasına Cevahir,Bilal,Ulvi,Müfit ve Mürsel`e suç atılıp hapsolmasından polise sık sık rastlamaya kadar pek çok olay yaşarlar.<br />
Mürsel`in ve Nazan`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Mürsel ve Nazan birbiriyle tanışır ve aşık olur.<br />
1. Sezon<br />
Zorda olsa evlenirler bu sezonun sonunda birde erkek çocukları olur.<br />
2. Sezon<br />
Zekai`in ve Pırıl`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Zekai ve Pırıl birbirini seviyordur ve liseye geçmiştir.<br />
1. Sezon<br />
<br />
Zekai Pırıla bu sezon açılır ve sevgili olurlar.<br />
2. Sezon<br />
<br />
Bu sezonda ilişkileri inişli çıkışlı sürer hatta bir defa ayrılırlar Pırıl Şorayla kısa bir süre çıkar ve geri Zekaiye döner.<br />
Ulvi`in ve Sevim`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Ulvi Cevahir`in yancısı ve Sevim Bilal`in daha sonra bıraktığı sevgilisiydi ve henüz birbirlerini tanımıyorlardı.<br />
1. Sezon<br />
<br />
Tanışırlar zoraki sevgili olurlar daha sonra gerçekten sevgili olurlar.Bilal başlarda kıskanır daha sonra izin verir ilişkilerine.<br />
2. Sezon<br />
<br />
Evlenirler ve birde çocukları olacaktır.<br />
Yapım<br />
<br />
Projeyi bir karikatürist ve yazar olan Kamuran Süner ile Cüneyt İnay tasarlamıştır.<br />
<br />
Geniş Aile, senaryosuyla ve Ömer Uğur yönetmenliğiyle 37. Altın Kelebek Ödülleri'nde En Komik Dizi başarısıyla ödül almaya hak kazanmıştır.<br />
Mekân<br />
<br />
Geniş Aile, 2009 yılında D Production tarafından ilk bölümünden itibaren daima İstanbul'un Sarıyer ilçesinin Boyacıköy semtine bağlı Emirgan Mahahallesinde çekilmiştir. Dizi Boyacıköy de geçtiğinden, diziye bağlı olarak dizi içinde çeşitli kurgusal mekânlar oluşturuldu. Bu mekânların bazıları (örneğin Devir Abi'nin Kahvehanesi) tüm sezon boyunca sabit kalırken, diğer kurgusa mekânlar (örneğin Cevahir'in Kurduğu Çay Bahçesi) değişti.<br />
Müzik<br />
<br />
<img src="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcScfb4hkpEAzjLOfx7vCWCjphcu7WCy9y9GdthZqY8Ym3-5Memvrg" border="0" alt="[Resim: images?q=tbn:ANd9GcScfb4hkpEAzjLOfx7vCWC...m3-5Memvrg]" /><br />
<br />
<br />
Dizinin jenerik müzikleri Gripin tarafından bestelendi. Jenerikte yer alan şarkı ise Erkin Koray'ın Komşu Kızı isimli şarkısı Gripin tarafından seslendirilmiştir.<br />
Süre<br />
<br />
Dizi yayınlandığı ilk sezon boyunca 1,5 saattir.<br />
Karakterler<br />
    Ana madde: Geniş Aile karakter listesi<br />
<br />
    * Cevahir (Ufuk Özkan)<br />
    * Zeynep (Rojda Demirer)<br />
    * Koyu Bilal (Fırat Tanış)<br />
    * Kuddusi (Rasim Öztekin)<br />
    * Mürsel (İlker Ayrık)<br />
    * Muazzez (Mine Teber)<br />
    * Nazan (Bihter Dinçel)<br />
    * Zekai (Bora Akkaş)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: x-large;"><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">Geniş Aile</span></div></span><br />
<br />
<img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/0/06/Geni%C5%9F_Aile.png/250px-Geni%C5%9F_Aile.png" border="0" alt="[Resim: 250px-Geni%C5%9F_Aile.png]" /><br />
<br />
<br />
Geniş Aile, 2009 yılında Kanal D'de yayına başlayan şuan da Star TV'de yayınlanan Türk komedi televizyon dizisi. Proje tasarımı Kamuran Süner ve Cüneyt İnay'a aittir. Yönetmenlik koltuğunda Ömer Uğur vardır. Yapımcı D Production ve senarist Cüneyt İnay'dır. İlk sezon 8 Temmuz 2009 - 15 Haziran 2010 tarihleri arasında 49 bölüm sürmüştür. 2. sezon 10 Ağustos 2010 tarihinde yayına başlamıştır. D production tarafından İstanbul, Sarıyer semti Boyacıköy Mahallesi'nde çekilmiştir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;">Konu</div></span><br />
<br />
Cevahir (Ufuk Özkan) 28 yaşlarında genç bir delikanlıdır. Almanya'dan yeni dönmüş ve eski aşkı Şukûfe (Zuhal Topal)'yle evlenmek istemektedir. Fakat en eski düşmanı Koyu Bilal (Fırat Tanış) da bu amaçtadır. Bu yüzden sürekli birbirleriyle kavga ederler. Fakat ikinci sezonda Şukûfe'nin evlenmesiyle aralarındaki rekabet biter. Ama bu sefer de Koyu Bilal'in hapisteki arkadaşı Katip'in kardeşi Zeynep'e aşık olurlar. Cevahir'in küçük kardeşi Nazan (Bihter Dinçel) ise küçüklük aşkı Mürsel'le (İlker Ayrık) evlenmeye çalışmaktadır fakat hep bir olay buna engel olur ama evlenmişlerdir ve ikinci sezonda Somer Tuna adında bir çocukları olmuştur. Cevahir ve Nazan'dan sonraki en küçük kardeş Zekai (Bora Akkaş) ise Matematik dersi süper olan zeki ve bir o kadar da kurnaz olan bir çocuktur. Zeynep (Rojda Demirer)genç ve güzel bir kızdır. Eczacılığı henüz bitirmiştir. Cevahirlerin evinde bir oda kiralamaya karar verir. Ancak kişilikleri uyuşmadığı için hep kavga ederler. Fakat yavaş yavaş Zeynep Cevahir'e, Cevahir de Zeynep'e aşık olmaya başlamışlardır.<br />
Dizidekilerin Durumu<br />
Cevahir`in ve Bilal`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Cevahir Komşu Kızı`yla sevgili olur ama Cevahir Almanya`ya hiç haber vermeden gider ve Berrak adında biriyle formalite düğün yapar.<br />
1. Sezon<br />
<br />
Cevahir boşanmış ve ailesinin yanına dönmüştür.Cevahir`in hiç Almanya gitmemiş gibi yapması Kuddusi`yi çok kızdırınca Kuddusi Cevahir`i evinden kovmuştur.Şukufe ise onu bıraktığı için Cevahir`den vazgeçip Koyu Bilal`e yönelmiştir.Cevahir`de Bilal`de sezon boyunca babalarından para istemeye ve Şukufe`nin gözüne girmeye çalışmıştır.Şukufe`nin gözüne girmek içinde ona yardım etmek,pek çok işe girmek vb. şeyler yapmışlardır aralarında pek çok husumet çıkmasına rağmen nadiren de olsa ilk 8.bölümde olmak üzere birbirlerine yardım ederler.20. ve 26.bölümler gibi bölümlerdeyse Şukufe onlardan yardım ister ve onlarda kapışır.23.-32.bölümler arasında Cevahir`in bir mantı dükkanı vardı.32.-35.bölümlerde Cevahir Hayat`a aşık olmuştur ama aynı zamanda hala Şukufe`ye aşık olunca herşey mafolmuştur ve 35. bölümde nişanlanmışlardır ama 41.bölümde Komşu Kızı sözü atmıştır.Bir sonraki bölümde Keçe Kardeşler Zekai için Tayanç`ı dövünce Tayanç kan uzmanı olan abisi Aytaç`ı Miami`den getirince Aytaç Şukufe`ye aşık olur ve Cevahir ile Bilal onu durdurmaya çalışır.Şukufe Cevahir`in çok ciddi olduğunu anlayınca onu çok sever ama genede Aytaç`la evlenir ve Miami`ye gider.O sırada Cevahir hala okula gittiği için 3 sınavdan geçmesi gerekiyor ama Bilal Aytaç`ı kaçırınca ve geri getiriken suya eli kolu bağlıyken düşürünce Cevahir onu kurtarır ama son sınavı kaçırır.Bilal ise Aytaç`ı kaçırdığı için kendini ihbar eder.O zaman da Cevahir askere gider ve Bilal hüküm giyer.<br />
2. Sezon<br />
<br />
Aradan 1,5 yıl geçmiştir.Cevahir askerden dönmüştür.Bilal ise hapisten çıkmıştır.Hapisten tanıştığı arkadaşı olan Katip onun kız kardeşi olan Zeynep`i Bilal`e emanet etmiştir.Ama o hemen ona taciz davası açtığı Cevahir`in evinde kiracı oldu.Kirişçilerin o kiracıyı arama nedeni Bilal`in Kuddusi`nin kuruyemiş dükkanını almasıydı.Cevahir başta Zeynep`le kavga eder ve Bilal normal davranırdı.Ama 56. bölümde aşık hissetmeye,58. bölümde hayallere ve 59. bölümde rüyalara girmeye,60. bölümde Bilal`in ailesi öğrenmeye,62. bölümde Zeynep`e iyilik yapmaya,65. bölümde Zeynep`i sevdiklerini kabullenmeye,69.bölümde Zeynep öğrenmeye ve 71. bölümde öğrenmeye başlar ama aynı bölümde Şukufe gelir ve Zeynep Cevahir`i Şukufe`yle görünce onu unutmadığına inanır ve evi terk ederek başka bir yere taşınır o zamanda Cevahir onun eve dönmesi için bir sonraki bölümde ona Ekabir Paşa numarası yapar ve Mürsel`le Nazan`dan yardım alır ama Kuddusi planı öğrenince herşey suya düşer.Bu bölümler sirasında Katip`in hapisten çıkıp tekrar hapse girmesinden Kuddusi`nin Zeynep`e eczane açmasına Cevahir,Bilal,Ulvi,Müfit ve Mürsel`e suç atılıp hapsolmasından polise sık sık rastlamaya kadar pek çok olay yaşarlar.<br />
Mürsel`in ve Nazan`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Mürsel ve Nazan birbiriyle tanışır ve aşık olur.<br />
1. Sezon<br />
Zorda olsa evlenirler bu sezonun sonunda birde erkek çocukları olur.<br />
2. Sezon<br />
Zekai`in ve Pırıl`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Zekai ve Pırıl birbirini seviyordur ve liseye geçmiştir.<br />
1. Sezon<br />
<br />
Zekai Pırıla bu sezon açılır ve sevgili olurlar.<br />
2. Sezon<br />
<br />
Bu sezonda ilişkileri inişli çıkışlı sürer hatta bir defa ayrılırlar Pırıl Şorayla kısa bir süre çıkar ve geri Zekaiye döner.<br />
Ulvi`in ve Sevim`in Durumu<br />
1. Sezon Öncesi<br />
<br />
Ulvi Cevahir`in yancısı ve Sevim Bilal`in daha sonra bıraktığı sevgilisiydi ve henüz birbirlerini tanımıyorlardı.<br />
1. Sezon<br />
<br />
Tanışırlar zoraki sevgili olurlar daha sonra gerçekten sevgili olurlar.Bilal başlarda kıskanır daha sonra izin verir ilişkilerine.<br />
2. Sezon<br />
<br />
Evlenirler ve birde çocukları olacaktır.<br />
Yapım<br />
<br />
Projeyi bir karikatürist ve yazar olan Kamuran Süner ile Cüneyt İnay tasarlamıştır.<br />
<br />
Geniş Aile, senaryosuyla ve Ömer Uğur yönetmenliğiyle 37. Altın Kelebek Ödülleri'nde En Komik Dizi başarısıyla ödül almaya hak kazanmıştır.<br />
Mekân<br />
<br />
Geniş Aile, 2009 yılında D Production tarafından ilk bölümünden itibaren daima İstanbul'un Sarıyer ilçesinin Boyacıköy semtine bağlı Emirgan Mahahallesinde çekilmiştir. Dizi Boyacıköy de geçtiğinden, diziye bağlı olarak dizi içinde çeşitli kurgusal mekânlar oluşturuldu. Bu mekânların bazıları (örneğin Devir Abi'nin Kahvehanesi) tüm sezon boyunca sabit kalırken, diğer kurgusa mekânlar (örneğin Cevahir'in Kurduğu Çay Bahçesi) değişti.<br />
Müzik<br />
<br />
<img src="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcScfb4hkpEAzjLOfx7vCWCjphcu7WCy9y9GdthZqY8Ym3-5Memvrg" border="0" alt="[Resim: images?q=tbn:ANd9GcScfb4hkpEAzjLOfx7vCWC...m3-5Memvrg]" /><br />
<br />
<br />
Dizinin jenerik müzikleri Gripin tarafından bestelendi. Jenerikte yer alan şarkı ise Erkin Koray'ın Komşu Kızı isimli şarkısı Gripin tarafından seslendirilmiştir.<br />
Süre<br />
<br />
Dizi yayınlandığı ilk sezon boyunca 1,5 saattir.<br />
Karakterler<br />
    Ana madde: Geniş Aile karakter listesi<br />
<br />
    * Cevahir (Ufuk Özkan)<br />
    * Zeynep (Rojda Demirer)<br />
    * Koyu Bilal (Fırat Tanış)<br />
    * Kuddusi (Rasim Öztekin)<br />
    * Mürsel (İlker Ayrık)<br />
    * Muazzez (Mine Teber)<br />
    * Nazan (Bihter Dinçel)<br />
    * Zekai (Bora Akkaş)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Seçim Sonuçları ve Değerlendirilmesi]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1104</link>
			<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 00:19:45 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1104</guid>
			<description><![CDATA[Seçim Sonuçlarını Yayınlayacağız...<br />
<br />
ve Değerlendireceğiz...<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;">İyi Forumlar</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Seçim Sonuçlarını Yayınlayacağız...<br />
<br />
ve Değerlendireceğiz...<br />
<br />
<br />
<span style="font-size: x-large;">İyi Forumlar</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Muhabbet Edelim]]></title>
			<link>http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1103</link>
			<pubDate>Sat, 11 Jun 2011 22:56:59 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://anadoluforum.10tl.net/showthread.php?tid=1103</guid>
			<description><![CDATA[Genel Muhabbet Edebileceğiniz yerdir...<br />
____________<br />
<br />
Sabit<br />
____________<br />
İstediğiniz Gibi Sohbet Edebilirsiniz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Genel Muhabbet Edebileceğiniz yerdir...<br />
____________<br />
<br />
Sabit<br />
____________<br />
İstediğiniz Gibi Sohbet Edebilirsiniz...]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>
